Zamanın Göğsündeki Suç Lekesi

Zamanın Göğsündeki Suç Lekesi


​Henüz dünya, toprağın alnına yazılmış taze bir yemin gibiyken; göğün nabzı, sanki damarlarımızda atan o ilk ve berrak heves gibiydi. Yıldızlar, gecenin kirpiklerine asılı birer ışık yemini; sabahın henüz uyanmamış o saf habercisiydi. Toprakla aramızda, bir çocuğun annesinin soluğuna sığınması kadar güvenli, dokunulmamış ve mukaddes bir bağ vardı. O vakitler her ağaç bir sırdaş, her hayvan doğanın dilsiz ve aziz bir emanetiydi. Fakat biz, o kutsiyeti birer birer yok ettik. Ruhumuzun karanlığı devleştikçe, dünyayı sığdırdığımız o geniş ufuklar daraldı. Tabiatın kalbine betondan çiviler çaktık; kuşların gökyüzündeki imzasını, makinelerin ruhsuz gürültüsüne kurban verdik. Temiz olan ne varsa şehirlerin kör dehlizlerinde yitirdik ve insanlığımızı, kendi ellerimizle zamanın göğsüne birer suç lekesi gibi iliştirdik.


​Şimdi damarlarımızda, buz kesmiş bir yabancılaşmanın zehri geziniyor. Mevsimler, artık ardına bakmadan kaçan birer mülteci... Bahar o kadim vaatlerini, o şifalı nefesini ve güneşin teselli eden yüzünü çoktan kaybetti. Mevsimlerin dengesi şaştı, tabiatın aklı karıştı; yazın ortasında kışın ayazını, kışın kalbinde yazın kavurucu öfkesini yaşar olduk. Biz zeytinlikleri kökünden söktük, ormanları betona kurban verdikçe doğa da bize o büyük öfkesini kusmaya başladı.

Kimse kimsenin içindeki ışığa tahammül edemiyor; birbirimizin gözlerine sevgiyle değil, o büyük nefretle bakıyoruz. Bakışlarımız birer yargı tetiği, sessizliğimiz ise ağır birer infaz hükmü. Bu toplu körleşmenin ortasında, aslında her darbeyi kendi varlığımıza vurduğumuzu göremiyoruz. Havamızı, toprağımızı ve yaşamın yegâne kaynağı olan suyumuzu kendi ellerimizle zehirledik. Suyu kirletirken aslında kendi canımızı kuruttuk ve bile isteye kendi kuyumuzu kazdık; hırsımızla boğduğumuz her nefes, yarın mahkûm kalacağımız o dilsiz kuraklığın hazırlığıydı.

Toprak artık cömertliğini, ulaşılmaz bir sır gibi bağrına gömdü. O taze şifasını, insanın hoyrat kargaşasına karşı ağır bir sükûtla mühürledi. Saygı ve sevgi, bu doymak bilmeyen hırs çarkının dişlileri arasında ufalanıp giden sahipsiz birer yankı şimdi. Her şeyin hıza ve güce kurban edildiği bu çağda, güzellik ancak bir hayal kırıklığının solgun gölgesine sığıyor. Geriye; kendi ellerimizle dilsiz bıraktığımız o ulu ormanlar, sesini kestiğimiz o coşkulu nehirler ve zamanın göğsüne onarılmaz bir sızı gibi nakşettiğimiz o derin, o dilsiz ihanet kaldı...

​Gülşen Polat

17 Nisan 2026 2-3 dakika 38 denemesi var.
Yorumlar