Zincirler Kırılacak Ayasofya Açılacak

Allah'a (c.c) hamd olsun. Ayasofya; her ne sebeple olursa olsun sonuç olarak bütün haşmetiyle, tarihi mana ve ağırlığı ile günümüz müslümanları ile bütün insanlığa cami olarak hizmet vermek üzere açıldı.

Bunun için Yüce Allah'a ne kadar şükretsek yine de tam karşılığı olmayacaktır.

Peygamber Efendimizin (S.A.V) İstanbul'un fethi ile ilgili çağlar öncesinden verdiği müjdeyi bir kez daha yeniden hatırlamakta fayda var.

“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.”

Allah Resulünün (S.A.V) sekiz asır öncesinden verdiği bu müjdeye mazhar olmak şerefi Sultan Fatih'e nasip olmuştur.

Bizans İmparatorlarının taç giydiği, en büyük dini merasimlerin yapıldığı kilise Ayasofya, imparatorluğun bağımsızlık ve Egemenlik sembolü idi.

Sultan Fatih; Hrıstıyan Ortodoks mezhebinin hakim olduğu Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti olan İstabul'u fethedince Ortodoksların dini merkez hüviyetini taşıyan Ayasofya'yı kılıç hakkı olarak camiye çevirmiştir.

Ancak burada çok önemli bir husus göze çarpmaktadır.

Bu husus Ayasofya'nın tarihi değişim ile geldiği noktayı ilelebet korumaya yönelik olarak Sultan Fatih eliyle gerçekleşmiştir.

Yaklaşık altı asır öncesinden sanki şu son geride bırakmakta olduğumuz asrı görüyormuşcasına, Büyük Ayasofya Caminin başına gelebilecek kötülükleri önlemek maksadıyla Sultan Fatih; bedduasını güneşin ışıkları gibi günümüze bir vakıf senedine kayden göndermiştir.

Bu nasıl olmuş bir hatırlayalım, isterseniz.

Sultan Fatih Ayasofya'nın camiye çevrilmesini emrettikten sonra, Ayasofya'nın bedelini şahsi mülkünden ödemiş ve vakfetmiştir.

Vakıf malı olarak tescil edilen Ayasofya Camiinin Vakıf senedinde ise, Sultan Fatih'in Bedduası; şuurlu olan her bir müslümanı güneşin çöldeki kumları yakarcasına yakarak günümüze kadar gelmiştir.

Henüz yakıcılığı biraz olsun soğumaya başlayan bu meşhur bedduayı bir hatırlayalım.

“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.

Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse; Allâh’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen LANETİ ONUN VE ONLARIN ÜZERİNE OLSUN, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.

Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.    Allâh’ın azabı onlaradır.  Allâh işitendir, bilendir. (Fatih Sultan Mehmed Han / 1 Haziran 1453)

Şimdi Sultan Fatih'in bedduasından gerçekten ve tamamen kurtulabilmek için, Ayasofya'yı onun zamanındaki asli hüviyetine yeniden kavuşturmamız gerekmez mi?

Yoksa sırf siyasi olarak müslümanların alkış ve oylarını almak maksadıyla Ayasofya'nın olmayan zincirlerini kırdık onu cami olarak açtık nutukları atmak hiç kimseye hiç bir şey kazandırmayacaktır.

Peki nasıldı Osmanlı devletinde Ayasofya'nın yeri ve önemi:

Osmanlı Devletinde bir padişah tahta oturduğunda ilk cuma namazını Ayasofya Camiinde kılardı.

Şimdi halkımızın çoğunluk oyları ile seçilen her müslüman Cumhurbaşkanı da pekala ilk cuma namazını Ayasofya'da eda edebilir. Buna bir mani olacağını düşünmüyorum.

Ayasofya Cami Sultan ve halkın buluşma noktası idi. Osmanlı Sultanları cuma namazı sonrası, halkın dertlerini, sıkıntılarını dinler, şikayet dilekçelerini alır, onlara devletin elini uzatırdı.

Bu uygulamaya kanımca günümüzde çok daha fazla ihtiyaç vardır. Çünkü her devirde olduğu gibi günümüzde de gerçekleri birinci elden görmek, işitmek ve çare bulmak isabetli olacaktır.

Devletin bekasını ilgilendiren önemli olayların kararları Ayasofya'da alınırdı.

Şimdi günümüzde önemli kararların alınması için hiç kullanılmadığı anlaşılan manevi iklim, layıkı veçhile erbabı ile müzakere ve müşavere için Ayasofya kullanılmalıdır.

Devlet erkanı ve sultanlar Bayram Namazlarını Ayasofya'da kılar. Çok teferruatlı bayram merasimleri Ayasofya'da yapılırdı.

Sultanlar Kadir Gecesini Ayasofya'da idrak ve ihya ederlerdi. O kadar ki bu, gelenek halini almıştı. Yabancı Elçilik mensupları kendilerine ayrılan bölümlerde kadir gecesi etkinliklerini hayranlıkla izlerlerdi.

Ayasofya aynı zamanda islam toplumuna çok büyük etkisi olan bir okuldu.

Günümüzde fetva yetkisi de verilmiş, fevkalede islam bilgisi ve yüksek seviyede islamı temsil yeteneğine sahip, bütün müslümanlara örnek olabilecek şahsiyette olup midesini düşünmeyen, kaldı ki geçimi müslümanlarca sağlanan bir islam alimi Ayasofya'da görevli olamaz mı?

Hatta bir değil konularında yeterli bilgi ve örnekliğe sahip, bizzat halka ders verecek Hadis, Tefsir, İslam Hukuku v.s. derslerini verecek birden çok alimlerimiz neden görevli olmasın.

Şimdi bütün bunlar tabii ki yapılması arzu edilen ve eminim ki bütün kitlelerin de sahip çıkabileceği teklifler.

E şimdi birde bu tekliflere muhatap olacak iktidarın siciline bakalım acaba bunları yapabilecek samimiyette mi?

Ne yazık ki; şimdiye kadar ki icraatlarına baktığımız da hiç de öyle Ayasofya'ya yakışacak işleri yapacak samimiyette olmadıklarını görmekteyiz.

Şöyle ki; Ayasofya'yı açmak için hiçbir zincir ya da engel olmadığı halde; iktidar olunan 18 yıl boyunca Sultan Fatih'in bedduasını almak bahasına kılını bile kıpırdatmadı.

Ülkemiz'de yaşayan bütün müslümanların yarısından fazlasının oyları ile tam yetkilere sahip iktidar olduğu halde, İslamın lehine, hak ve adaletin tesisi için neyi değiştirdi.

Allah (c.c) faizi haram kıldığı halde mevcut iktidar çok büyük oranda yaygın hale getirdi ve çok fazla sayıda insanın faizle para almasını sağladı. Faizin reklamın yapmaya da devam etmekte.

Tarımsal yerli üretime dayalı faaliyetleri özelleştirdi ama Milli Piyango İdaresini, Milli Kumarı Devlet eliyle işletmeye devam ediyor.

Allah'ın (c.c) lanet ettiği ve taş yağmuru ile yok ettiği eşcinsellik ve LGBT'yi imzaladığınız İstanbul Sözleşmesi ile devlet garantisi ve koruması altına aldınız. Yaygınlaşmasına devlet desteği verdiniz. Ve bundan zerre kadar da utanmıyorsunuz.

On binlerce çalışan yaram yamalak, zar zor geçinebilecek kadar maaş alırken, işsizlik oranları da % 25 lere çıkmışken, iktidarınız çevresinde olanlara, yüksek bir maaşın dışında ayrıca üç-beş maaş daha bağladınız.

Fatih'in vakıf senedindeki bedduanın lanetinden kurtulmak için Ayasofya'yı açarken, siyasi rakip olduğunu düşündüğünüz 40 yıllık muhafazakar bir vakfın Üniversitesini ise kapattınız.

Vatanımıza ve milletimize kasteden Alçak Fetö ile mücadele ediyorum diye asıl failler bir şekilde kaçtı gittiler, bir kısmını da siz bıraktınız, Baş hain FETÖ ise stratejik ortağı olmaktan sevindiğiniz ABD'nin koruması altında yaşamakta ve Ülkemizi parçalamak için faaliyetine devam etmekte.

Siz ise yok okuluna gitti, yok bankasına para yatırdı, yok önünden geçti gibi akla mantığa ve hiçbir hukuki delile sığmayacak asılsız ithamlarla yüz binlerce masum insanın ekmeğini elinden almaya devam ediyorsunuz.

İşinden ekmeğinden ettiğiniz on binlerce insanın; bizzat kurduğunuz OHAL komisyonunca veya ilgili mahkemelerce suçsuz olduklarına karar verildiği halde, haklarını iade etmiyor asli görevlerine döndürmüyorsunuz. Bundan daha büyük zalimlik olabilir mi?

Peki bu FETÖ konusu ile ilgili olarak hazırlanan TBMM Meclis Araştırma Raporu ne oldu. Buhar olup uçtu değil mi ? Aynı Fetönün siyasi ayağı gibi.

Bu haksızlık ve adaletsizlikler, adam kayırmacılık, liyakatsizlik örnekleri o kadar çok ki, bütün bunlar Ayasofya'yı açmış olmanızı anlamsız ve gülünç kılmakta. Bu davranışta oy kaygınız bas bas bağırmakta.

Bu haksız ve adaletsizlikler ve haklarını yediğiniz masumların ahları o kadar çoğaldı ki, sizi bir değil on tane daha Ayasofya açsanız onlar dahi kurtaramayacak.

Öyle anlaşılıyor ki; diğer göstermelik pansuman tedavi ve işler gibi Ayasofya'yı açmış olmak bile gerçekten Adalet ve gerçek kalkınmayı, huzuru temin etmiyor. Samimi olmadıktan sonra.

Ha! bak hakkınızı yemeyelim. Deli Dumrul gibi bedeli geçen ya da geçmeyen, kullanan, ya da kullanmayan tarafından ödenmek üzere yol köprü hastaneler yaptınız, bunu inkar edemeyiz.

Yükselen Yağmur   16/07/2020

16 Temmuz 2020 8-9 dakika 6 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar (2)
  • Şöyle çıkıp dışarıya elimde bir megafonla okumak isterdim ders niteliğinde bir yazı olmuş ağabeyim! Tüm kalbimle kutluyorum! Şu an pişmiş kelle gibi sırıtarak herkesin ekonomik olarak kaybettiği bir dönemde servetine servet katmaya devam eden o deccalin savunucuları piyasada elini kolunu sallayarak dolaşmakta! Söylenecek çok şey var sen bir kısmını hafta küçük sayılabilecek bir kısmını mükemmel açıklamışsın... Sağlıkla kal ağabey...