Zinde Olanlar Ve Yorgun Düşenler
Dün akşama doğru indim de bahçeye, kiraz ağacının yapraklarını solmaya yüz tutmuş halde gördüm. Yarısı yeşil, yarısı sarı renkteydiler. Ve o an anladım ki bir yarış bitmek üzereydi. Hayatı, zinde olanlar ve yorgun düşenler diye iki kısma benzetmiştim bir anda.
Çiçeklenen, meyve veren, umut ve mutluluk veren bu yapraklar, zinde olmanın tam zirvesine doğru çıkmışlardı. Hatta başkalarına da bir güç, bir enerji veriyorlardı. Hafif ılık esen rüzgarı da arkasına alarak, sanki kimseye eyvallahı yok gibiydiler. Ama bu pek uzun sürmeyecekti. Sonbahar aylarına yaklaştığımız bu günlerin adeta üzüntüsünü yaşayacaklardı. Yorgun, bitkin düşeceklerdi. Daha kimselere güç ve enerji veremeyeceklerdi.
Ve nitekim öyle de oldu. Şimdi bir yorgun savaşçı gibiydiler. Belki yolda ağır ağır ilerliyorlardı lakin daha dinlenmeye çekilmemişlerdi. Ben bitti demeden bitmez diye haykırıyorlardı bizlere. Ama bir başlangıç noktası ve bitiş noktası vardı. Bu kiraz ağacının yaprakları başlangıç noktasının yarısından çoğunu geçmişlerdi, tıpkı bir bebeğin ayakta yürürken düştü düşecek konumuna geldikleri gibi.
Söylenilen o güzel türküler, en sonunda bitermiş. Şiirin yazılmasına vesile olan o güzel ilhamlar bitermiş. Vesselam.