Kurtlarla Koşan Kadınlar: Masallar Üzerinden Kadını Anlatan Kitap

— min. okuma: 6-7 dakika
Kurtlarla Koşan Kadınlar: Masallar Üzerinden Kadını Anlatan Kitap

Kadınları tarih boyunca ruhsal, duygusal, toplumsal açıdan çözmek ve anlamak adına sayısız çalışma yürütüldüğü bir gerçek. Kurtlarla Koşan Kadınlar, bu alanda oldukça orijinal ve özgün bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki, bir psikanalist olan Clarissa Pinkola Estés, geçmişten günümüze uzanarak herkesçe bilinen masallar üzerinden kadını incelemiştir. Yazar, kitapta yer alan masallardaki vahşi kadın arketiplerinin her biri ile, kadınları farklı açılardan tanımlamaya çalışmıştır. 

Masalların Bilinmeyen Yönleri 

Mavi Sakal 

Kitapta temel olarak kadının sezgisel gücü üzerinde duruluyor. Bununla ilgili detayları birçoğumuzun aşina olduğu Mavi Sakal masalında görüyoruz. Masalda üç kız kardeşin mavi sakal isimli bir adamla olan ilişkisi anlatılıyor. Her kadının hayatında mutlaka bir kez de olsa karşılaştığı kötü bir erkek figürü aslında mavi sakal. Kız kardeşler, içgüdüsel olarak onun tehlikeli ve kötü bir karakter olduğunu hissetse de, kendilerini kandırarak evlilik gerçekleştiriyorlar. En küçük kardeş ise, sonunda sezgilerine güvenerek Mavi Sakal’ın gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor.  

Bu masalda okuyucunun en çok dikkatini çeken kız kardeşlerin aklından geçen “Aslında sakalı o kadar mavi değil.” düşüncesidir. Bu, günümüzde modern kadının, ilişki içinde olduğu erkeklerle ilgili gerçekleri görmesine rağmen birtakım eksiklikler sebebiyle göz yummasına çok net bir örnektir. 

Masalın sonunda küçük kardeş, mavi sakalın efendiliğine boyun eğmemeyi seçiyor. Böylece mavi sakalın yok olduğunu görüyoruz. Aslında bir kadının, kötü karakterde bir erkeğin eziyetlerine, baskılarına, işkencelerine boyun eğmek yerine onunla yüzleşip kendi gücünü ortaya koyduğunda o erkeğin doğal olarak yok olduğunu anlıyoruz. Kölelik reddedildiğinde, efendinin de bir anlamı kalmıyor. 

Çirkin Ördek Yavrusu 

Kitapta işlenen en değerli masallardan bir diğeri de Çirkin Ördek Yavrusu. Çirkin ördek yavrusunun hikayesini bilmeyen yoktur. Masalda, yumurtadan çıktıktan sonra diğer yavrularından farklı ve çirkin olduğu için üzülen bir anne figürü var. Bir süre onu da diğer yavruları gibi koruyup kollasa da, zaman içinde başkalarının yavrusu üzerinde kurduğu “çirkin” baskısına dayanamayarak “keşke gitsen” diyerek çirkin ördek yavrusunun çekip gitmesine neden olur. Masaldaki kilit nokta budur. 

Çirkin Ördek Yavrusunun annesi, bir kadının hayatında annenin ne kadar önemli ve etkili olduğunu gösteriyor. Günümüzde dahi, toplumsal baskılar ve dayatmalar yüzünden kendi evladından vazgeçen, onu olduğu gibi kabul etmek yerine dışlayan annelerin sayısı hiç az değil. Üstelik masalda çirkin ördek yavrusu, hayata, diğer canlılara ve erkeklere karşı hiçbir şekilde hazırlanmadan tek başına bırakılıyor. 

Masalı, basit bir masaldan ziyade bu yönüyle incelediğimizde kadın doğasına ilişkin pek çok mesaj bulabiliyoruz. Bunlardan biri de kadınların geçmişten bugüne kendi bedenleri ile olan problemleri ile karşımıza çıkıyor. 

Kadınların, her zaman toplumsal algılara göre güzel olmak,  geçer kriterlere göre kendi bedenini değiştirmek gibi eğilimleri olmuştur. Halbuki masalda kendi gerçekliğinin farkına varan ördek yavrusunun aslında güzel mi güzel bir kuğu olduğunu görüyoruz. Genetik ailesinden farklılıkları sebebiyle uzaklaşan, kendi içine yolculuk eden, kendi kimliğinin ve özgünlüğünün farkına varan bir model ördek yavrusu. Burada sonradan güzelleşmeyi değil, kendi içindeki mevcut güzelliği, özgürleşerek ve kendi hayatına sahip çıkarak dışarı çıkardığını fark ediyoruz. 

Kırmızı Ayakkabılar

Pek çok kadının, küçük bir kız çocuğu iken okuduğu ve etkilendiği bir masaldır Kırmızı Ayakkabılar. Masalda bulduğu kumaş parçalarıyla kendi kendine kırmızı ayakkabılar yapan ve o ayakkabıları çok seven bir kız çocuğunun hikayesi anlatılıyor. Daha kibar, daha zarif görünmesi gerektiği için kendi yaptığı ayakkabıları giymesine izin verilmeyen kız, o ayakkabıları giymek için içinde o kadar şiddetli bir istek duyuyor ki ayakkabıcıya götürdüklerinde yine kırmızı bir çift ayakkabı seçiyor. Fakat bu ayakkabılar, asla kendi yaptığı ayakkabılar gibi olmuyor. 

Zamanla bu ayakkabılar kızın kontrolsüz bir şekilde dans etmesine sebep olmaya başlıyor. İstemsizce dans etmeye başlayan küçük kız, ayakkabıların kendini götürdüğü yere gitmek zorunda kalıyor. En sonunda acılar içinde durmadan dans eden küçük kız, bir cellattan ayaklarını keserek kendisini kurtarmasını istiyor. Böylece büyük bir arzuyla aldığı kırmızı ayakkabılar, kızın sakat kalmasına neden oluyor. 

Bu masalda öncelikle toplumsal baskılar sebebiyle küçük bir kızın, çok sevdiği ve adeta kendine ait bir parça olan kırmızı ayakkabılarından vazgeçirilmesi dikkat çekiyor. İstemediği bir şeye zorlanması ve toplum içinde zarif bir kız olması için hayır deme hakkının elinden alınmasının sonuçlarını görüyoruz. Kendi elleriyle yaptığı ayakkabıların yok edilmesi, kadının iç dünyasındaki vahşiliğine de zarar veriyor. 

Kitapta bu masal yoluyla kadına, “vahşi doğanı korumak için, anlamlı bir isyan içinde olmalısın.” mesajı veriliyor aslında. Fakat küçük kız, kendi doğasını koruyamadığı için içinden çıkamadığı bir bağımlılığın içine düşüyor. Bunu modern hayatta alışveriş bağımlılığı, madde bağımlılığı hatta ilişkide bağımlılık gibi düşünebiliriz. Kırmızı ayakkabılar masalında, küçük kız doğal olmayan sahte bir tutkuya sarıldığı için acı bir sonla karşılaşıyor. 

Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın Önemi

Kurtlarla Koşan Kadınlar, kadınlar için önemli bir başucu kitabı olarak değerlendirilebilir. Eser temelde kendini çıkmazda hisseden, hayatın içinde kaybolduğunu düşünen, ilişkilerde nasıl bir yol izlemesi gerektiğini bilmeyen kadınlara içlerindeki doğal vahşi güce tutunmaları gerektiğini anlatıyor diyebiliriz. 

Okuyucu, çağdaş dünyada kadın olmanın doğal bir gereği gibi empoze edilen içselleştirilmiş yetersizlik, bastırılmışlık, boyun eğme gibi tepkilerin aslında kadın doğasına ne kadar uzak olduğunu ilginç bir şekilde masallar yoluyla öğreniyor. Kitapta kadının vahşiliği ve zarafetinin nasıl bir bütün olduğunu ve her kadının kendine yapacağı bir yolculukla kendi doğasını yeniden keşfedebileceğini görüyoruz. Bu sebeple, her yaştan kadının hayatı boyunca en az bir kez okuyup içselleştirmesi gereken bir kitap olduğunu söyleyebiliriz. 

Go to top of page