Ali Amca'nın Veda Öyküsü

Ağustos’un sıcak bir sabahıydı. Şehrin sokakları henüz uyanmamışken, bir evde sessiz bir vedanın gölgesi vardı. Ali Amca, 72 yaşında; kalbi defalarca sınanmış, ciğerleri ameliyatlardan geçmiş, ama ruhu dimdik ayakta kalmış bir insandı.


Onu tanıyan herkes, yaşını hiç göstermez derdi. Çünkü Ali Amca, gençlerden daha diri, daha berrak bakardı hayata. Haram lokma nedir bilmezdi. Kul hakkı korkusu, dilinde sürekli zikrettiği bir dua gibiydi. Kimseye yük olmadan, kimseyi incitmeden yaşadı. Bir lokmayı ağzına koymadan önce, “Acaba bu helal midir?” diye soracak kadar titizdi.


O, namazlarını aksatmayan, sabahın en erken vaktinde uykusunu bölüp Rabbine yönelen muttaki bir kuldu. Son sabahında da öyle yaptı. Namazını kıldı, dua etti, secdede kalmış gibi huzurla uykuya daldı. Ama bu kez uyanmadı.


Yoğun bakımın soğuk ışıkları altında geçen beş gün, sevdiklerine uzun geldi ama Ali Amca için belki de sadece birkaç nefeslik bir misafirdi. Kalbi durduğunda, aslında bu fani dünyanın yüklerinden de kurtulmuştu.


Cenazesi, küçük bir kasabanın sokaklarını doldurdu. Binlerce insan, dualarla, gözyaşlarıyla, şahitliklerle uğurladı onu. “Helal olsun hakkımız” diyen gür sesler, göğe yükselen bir ilahi gibi yankılandı. Çünkü Ali Amca, helalliğin ne demek olduğunu kendi hayatıyla öğretmişti.


Ve işte, ağustosun on sekizinde, güneş en parlak hâlindeyken, bir yıldız kaydı dünyadan. Onun ardında bıraktığı en büyük miras, mal-mülk değil; tertemiz bir isim, alnı açık bir hayat ve ardından yapılan dualardı.


Artık Ali Amca, ömrü boyunca yöneldiği kıbleye doğru sonsuz bir yolculuğa çıkmıştı. Bu dünyada “kâmil bir genç” olarak anılacak, öte âlemde ise Rabbine “kullukta dürüst” diye varacaktı.


Babam'a saygıyla...

24 Ağustos 2025 1-2 dakika 28 öyküsü var.
Beğenenler (2)
Yorumlar