Ana Sütü

Ana Sütü

Güneş tepededir. Buzullar erimektedir. Erimiş buzulların altından çıkan kuru toprağın bir kıyısında uçsuz bucaksız deniz vardır.

Mavi olmayan bir gökyüzü vardır. Büyük geniş bir alanda yalnız, sırtında çantası, üstünde basit yazlık kıyafetleri olan bir kadın yürür. Kadının yüzünde, ellerinde, kollarında, benler ve lekeler vardır. Büyük genişçe benler ve lekelerdir bunlar. Benler ve lekeler biçimsiz, yamuk yumuktur. Vücudundaki bazı benler ve lekeler simsiyahtır, bazıları kırmızımsı, bazıları kahvemsi, bazıları beyaz, bazıları sarımsıdır. Kadının bedeni yürürken gökkuşağı gibi rengarenk ışık yayar. Derisindeki benlerin, lekelerin her gün biraz daha büyüdüğünü bilir. Yüzünde, elinde sırtında, kollarında, avuç içinde, ayak tabanında ve ağzında bazı benleri yara olmuştur. Kabuk bağlamıştır bazıları, bazılarının sızıntı şeklinde kanaması vardır, kimisi kabarmış, kimisi etrafındaki deriye doğru çıkıntı yapmıştır. Eli gider yine, kaşımak ister, zor tutar kendini, dayanamayıp kaşır, kabarcıkları patlatır, köpürmüş olan yarası kaşıyınca açılır, kan sızar, hassasiyeti ve ağrısı artar. Cebinden kahverengi bir ilaç kutusu çıkarır, bir hap alıp yutar.

Yürür. Yorgun düşünce denizin kıyısında oturur. Taşıdığı büyük sırt çantasından birkaç konserve çıkartır. Çantasında konserveler doludur, bir de yavrusu vardır sırt çantasının içinde. Buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan oluşan konservelerinden bir kaçını açar, yer. Ozon deliktir ve yayılan Ultraviole; buğdayın, pirincin, mısır, soya fasulyesinin genetik yapısını bozmuştur. Bozulan genetik yapısından dolayı kalan az besin değerine rağmen yine bu en güçlü gıdaların konserveleriyle beslenmektedir. İnsanın, doğanın dengesi bozulmuştur. Yanında sadece bu konserveler vardır. Denizin kıyısında oturur; yerken etrafa bakar.

Gözleri az görmektedir. Az gören gözleriyle eriyen buzulların denize karıştığı suyun yüzeyinde ölmüş planktonların sürüklenişini izler. Parmaklarıyla gözlüğünü biraz daha geriye iter. Ultraviole korumalı gözlük vardır gözünde. Gözlüğün üstüne taktığı ikinci aparat camlar, şapkalı bile olsa yine de yeterli gelmez gözleri için. Güneş gözlerini adeta yakmaktadır. Ozon deliğinin iyice büyümesi yüzünden gözleri körlük noktasına gelmiştir. Kalkar. Yürümeye devam eder. Sis çöker. Yürür, yürür, yürür.

Yürür. Her yeri sis kaplamaya başlar. Gittikçe sis çöker. Yürür. Bir ağaç görür. Yaşlı, çok yaşlı bir ağaçtır gördüğü. Adımlarını hızlandırarak ağaca doğru ilerler. Görebildiği etraftaki tek ağaçtır. Sarılır ona. Sarılır. Ağacın dibine oturur. Sırtını dayamış otururken, kafasını kaldırıp bakar ağaca. Sisten hiçbir şey göremez. Ağacın altında sisin kalkmasını bekler. Aralandığında sis, ağaçtan bir dal görünür, geniş ve görkemli. Tırmanır hemen dala. Dal yayvandır. Oturur üstünde rahat, rahat. Sarılır dala. Uyur orada. Sırtındaki çantadan çıkan sesi duyup, yavrusunu çıkarır oradan, emzirir onu siyahlanmış memesiyle. Dalda kalırlar bir süre. Günler geceler geçer. Bir süre sonra dalda sivri kıymıklar çıkmaya başlar. Yavrusuyla eskisi gibi rahat uzanıp, sarılıp, uyuyamaz o dalda. Etrafa bakınır. Sis geçmemiştir günlerdir. Başka dal göremez. Başka ağaç göremez. Sağına soluna kıymıklar batar yatarken. Kıymıklar çoğalır, büyür, uzar. Kıymıklar benlerine, rengarenk yaralarına, batar. Batan kıymıkları çıkarmaya çalışır. Bazılarını çıkaramaz. Yavrusunu kalın sırt çantasında saklar. Nereye kadar çantasında yavrusunu koruyabilecektir. Bakar gözleriyle içli, içli; aranır bir başka dal. Tam o sırada aralanır sis bulutları. Aralanan sis bulutlarının arasından bir başka dal görünür. Tırmanır hemen o başka dala sırtında çantası, çantasındaki yavrusuyla. Sevinir. Ağaca sarılır yine, öper ağacı. Aralanan sis yine kapanır. Vücuduna saplanan kıymıkları çıkarır. Çıkardığı yerlerden kanlar sızar ince, ince. Yeni dal daha güzel daha pürüzsüz ve daha da geniştir. Tırmandığı, yeni dala yerleşir iyice. Dala sarılır, sever dalı. Bir iki tane yaprak vardır dalda. Sevinir çıkan bu yapraklara. Vücudundaki çıkaramadığı kıymıkları da çıkarmaya çalışır. Uğraşır uzunca. Canı yanar. Daldaki yaprakları koparır iyileştirsin diye yaralarının üstüne basar. Sarılır dala, uyur orada, yavrusuyla. Mutludur. Yüzünde tebessüm vardır. Yavrusunu emzirir arada bir, konservelerini çıkarır, yer. Sis geçmemiştir. Göremez üstünde yattığı daldan başka dal. Bekler daha da tırmanabilmek için yine sisin aralanmasını. Dalda çıkan yapraklar hızlı büyür, kocaman olur ve hızla yaşlanır. Çıkan ve büyüyen yapraklar, gereğinden fazla büyür kendi kadar olan yapraklar çoğalır kendi sığamaz olur o dala, yavrusuyla. Büzüşür kenarına dalın. Yapraklar daha da büyür. Kocaman kart büyük yapraklar etrafını sarar.

Bir sabah uyandığında sis dağılmıştır. Bakınır gökyüzüne, sağa sola. Sisten göremediği dalları görmeye başlar. Ne çok dal vardır oysaki etrafında, sisin örttüğü. Gökyüzü berraktır artık ve bütün dalları görür gökyüzüne doğru uzanan. Tırmanır hiç durmadan. Bazıları ince, bazıları burgulu, bazıları yapraklı, bazıları dikenli, bazıları kalın, bazıları kıvrak. Durur üstünde her dalın biraz ve sonra geçer diğerine bazen dinlenir, sonra yine tırmanır.

Bir gün mor bir dala ulaşır. O, bulmak istediği mor daldır. O mor dala sarılır, öper, mor dalın üstünde uyur dinlenir ve güne başlar. Sarılırken uyurken, yavrusunu emzirirken memesindeki ana sütünden sıkar o mor dala. Yavrusunu beslerken o mor dalı da besler. Mor dal ana sütünü içtikçe değişir, şekillenir ve anasıyla yavrusunu yukarı doğru çıkarmaya başlar. Yine sıkar sütünden mor dala. Her sütünü sıktığında kendisine yol olan, uzayan, mor daldan yeni mor dallara geçer. Biraz yavrusuna biraz da mor dala hep sütünden verir. Sütünü kendine de sürer. Atmosferin en altındaki Troposfere sonra ozona kadar gelir. Mor dal onu ozon deliğine kadar ulaştırmıştır.

Eylül ayıdır hava koşullarından ve kirlilikten etkilenen ozon tabakasındaki delik en büyük haline gelmiştir. Stratosferde sıcaklık düşmüştür, delik gittikçe büyümektedir.

Ozon deliği kloroflorokarbon ihtiva eden maddeleriyle, klor türevleri, plastik köpükleri, straforları, spreyleri, aerasolleri, yangın söndürücüleri, buzdolaplarını, klima cihazlarını, araç egzozlarını, küresel ısınmayı, sera gazlarını, endüstriyel emisyonların oluşturduğu uçucu organik karışımlarını ve nitrojen oksitlerinin havaya karışmasıyla ortaya çıkan insan aktivitelerinin sebep olduğu hava kirliliğini; yutmuştur. Şimdi deliğin tam karşısında, hepsini burada uçuşurken görmektedir.

Az gören gözleriyle bunca şeye bakar.

Kahverengi renkli memesini sıkıp memesinden çıkan sütünü yaralı eline akıtır. Ozon deliğine avucundaki sütü uzatır. Sütü içine çeker delik. Yutar. Bekler mor dalda. Bir daha sıkar memesini, biraz daha sütü akıtır avucuna. Elini yine uzattır. Yutar delik, avucunda duran ondan gelen sütünü. Gök gürler bir anda şimşekler çakar. Ozonun kokusu yayılır etrafa. Olmayan mavi gökyüzü, biraz mavileşir gibi olur. Delik biraz kapanır. Durur orada bekler mor dalda; olmayan gece ve gündüzde tek renkli boşlukta. Yavrusunu emzirir, avucuna sıkar sütü yine, uzattır deliğe. Ozon deliğini besler ana sütüyle.

Fazla ozon kirliliği risktir, bitkiler, hayvanlar ve özellikle insanlar için çok tehlikelidir. Havada ki oranı, belli bir eşiği aştığı zamanda zehir etkisi gösterir. O yüzden ozon deliği kapanana kadar sütüyle besler deliği.

Ozon deliği sütüyle tamamen kapanır. Kalınlığı normale döner. Tekrar ozon tabakası oluşmuştur.

Delik kapanır. Sütüyle kapanan ozon deliği iyi ozonu oluşturur. Ana sütünden oluşan iyi ozonstratosferik ozon, yeryüzündeki tüm canlı varlıkları hareketlendirir.

Sütüyle oluşan yeni iyi ozon vücudundaki yaralarını iyileştirir. Vücudundaki benleri ve lekeleri iyileşir, derisi normale döner. Gözleri iyileşir. Ana sütüyle kapanan ozon deliği, oluşan ozon tabakası; ondaki hastalıkların ortadan kalkmasını sağlar. Gökyüzünün rengi maviye dönüşür. Üstüne bastığı mor dal sanki işinin bittiğini bilir gibi yavaş, yavaş aşağıya doğru içine katlanarak, onu indirir. Arada bir mor dalı sütüyle besler. Geceler gündüzler geçer ve mor dal çantasında taşıdığı yavrusuyla onu yere indirir.

O denizin kenarına gelir. Sırtındaki sırt çantasını önüne alır, yavrusunu içinden çıkartır, denizin kıyısında oturur. Etrafa gözlüksüz gören gözleriyle bakar. Eriyen suyun yüzeyinde ölmüş planktonlar yoktur artık, denizanaları adeta dans ediyordur. Balıklar yüzeye yakın yüzüyordur. Elini suya sokar. Etrafta, eskiden olmayan ama şimdi açan çiçeklere bakar. Ağacın yaşlanmış kart dalları, lekeli umutsuz yaprakları yoktur artık. Güneş yakmaz etrafı. Mavi gökyüzü, temiz havasıyla, gerçek doğa yeniden var olmuştur.

Dolgun sütlü memeleriyle yavrusunu kucağına alır, ona sarılır. Yavrusuyla mutlu bir ana vardır.

Gülümseyerek mavi gökyüzüne bakar.

Ana sütüyle ozon deliği kapanmış, doğa yeniden dengesini bulmuştur.

Yavrusu için yüreği artık rahattır.

17 Temmuz 2009

Gülten Ağrıtmış

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır/81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları yazara aittir.

13 Ocak 2026 9-10 dakika 23 öyküsü var.
Yorumlar