Babasını Arayan Çocuk

Küçük bir çocuk, başı önde yarı ağlamaklı yürümeye çalışıyordu. Yanı başından hızla geçen koca koca insanlarla hiç ilgilenmiyor her seferinde bir sonraki adımı atacağı kaldırım taşını takip ediyordu. Özellikle çizgilere basıyor, basamadığı zaman tedirgin oluyordu. Kaldırım boyunca koşuşturan insanlar bazen onu son anda fark ediyor ani bir refleksle önünden çekiliyorlar bazen de çarpıyorlar, o ise her seferinde o küçük boyuna bakmadan sendeliyor yere düşmüyor, yine yoluna devam ediyordu. Sanki adımlarını sayar gibiydi. Ama o kadar küçük çocuk saymayı nereden bilsin. Olsa olsa gördüğünü taklit ediyor olabilirdi. Sonra birden durdu. Aniden… Ansızın aklına bir şey gelmiş gibi... Bir mıh gibi olduğu yerde kalakalmış başını gökyüzüne kaldırmıştı.

Köşe başındaki kafede kahvesini yudumlayan genç kadın telefondan bir ara başını kaldırmış ve bu çocuğu fark etmişti. Her seferinde yeniden telefonuna odaklanmaya çalışmış ama bir türlü başarılı olamamıştı. Çocuğun yaptığı hareketler dikkat çekiciydi. Aslında asıl dikkat çekici olan bu hengamede bu çocuğun dikkat çekmemiş olmasıydı. Oysa yaptığı hareketler hayatın olağan akışına uygun değildi. Üstündeki kıyafetlere dikkat etti. Ayağında eski püskü bir pantolon vardı. Her yeri yırtık pırtık olan pantolonun beli ise pembe renkli çamaşır ipi ile beline bağlanmıştı. Sırtındaki tişört kendi boyundan iki beden büyük olmalıydı. Telefonu ile uğraşmayı bırakmış şimdi o çocuğu seyrediyordu. Çocuk halen gökyüzüne bakıyordu. Birden başını geri çevirdi. Göz göze geldiler. Geri döndü aynı kaldırımları küçük adımlarla yürümeye başladı. Kavşağın başına geldiğinde durdu. Yeniden geri döndü. Az evvel katettiği yolları aynı şekilde, aynı ritmde yürümeye başladı. Başı önde yürüdü,yürüdü,yürüdü…Aynı noktada bir kez daha durdu. Başını gökyüzüne kaldırdı.

Genç kadın iyice meraklanmıştı. Bu çocuk nereye bakıyor olabilirdi? Sürekli aynı hareketi yapıyordu. Merakına yenildi. Hesabı ödedi. Çocuğun yanına geldi. Yanı başına çömeldi. O da onun gibi gökyüzüne baktı. Masmavi bir gökyüzü ve arada sırada geçen bulutlar vardı. Bakıştılar bir süre. Çocuğun gözlerinden akan hüzün seli görünmez çağlayanlara dönüşüyor ayaklarının altından geçerek yoldan aşağı akıyordu. Cümle alem sel içindeydi ama görmüyordu. Kadın bunu fark etti. Yere oturdu. Konuşmadan bir süre bakıştılar. Nice zaman sonra çocuk yeniden hareketlendi. O zaman genç kadın çocuğun elinden tuttu.

-Nereye bakıyorsun sen , söyler misin bana?

Çocuk sessizce ağlamaya başladı.

-Annen baban yok mu senin evladım?

Çocuk konuşmaya başladı.

-Benim babam buydaydı .

Eliyle gökyüzünü gösterdi.

-Bi yaz evvel buydaydı. Şu bulutun arkasından bana gülümsedi. Ben ona el salladım. Sonya kayboldu.

Genç kadın az buçuk olanı anlamaya başlamıştı.

-Baban nerde çocuğum senin?

Tereddütsüz eliyle gökyüzünü gösterdi.

-Oyda. Bize bakıyo…

-Öldü mü senin baban?

-Ölmedi işte ölmedi babam, oydan bana bakıyo. Demin el salladı, bana güldü. Ben onu göydüm. Ama şimdi yok gitti. Tam buydaydı. Şimdi gitti. Ama ama geliy biyazdan. Ben onu bekliyom.

-Karnın aç mı senin?Yemek ısmarlayım mı sana?

-Aç. Ama buydan gidemem. Çünkü babam gelecek bana el sallayacak. Gülecek.

-Buraya getireyim o zaman. Burada yersin. Hem de babanı beklersin. Annen nerede senin?

Eliyle az ilerde ışıklarda dilenen kadını gösterdi. Kadın çocuğunun başındaki genç kadını fark etmişti. Bir gözüyle onları takip ediyordu. Genç kadın köşedeki büfeden ekmek arası tavuk döner yaptırdı. Çocuğun yüzü kadar büyük ekmeği eline tutuşturdu. Kaldırımın üstüne oturmuşlar beraberce gökyüzüne bakıyorlardı.Az ilerde dilenen kadının hışımla üstlerine geldiğini fark etmemişlerdi bile. Kadın geldiği gibi çocuğun koluna yapıştı. Havaya kaldırıverdi.

-Ben sana gözümün önünden ayrılma demiyom mu len? Yanımda duracan. Tamam mı?

Çocuk yine ağlamaya başladı. İçin için ağlıyor gözyaşları yediği ekmeği ıslatıyordu. Annesi elindeki ekmeği aldı.İkiye böldü. Küçük parçayı çocuğa verdi. Büyük parçayı ise ısırarak yemeye başladı. Diğer eliyle tuttuğu çocuğu dilendiği yere kadar sürüyerek götürdü. Genç kadın oturduğu yerde bakakalmıştı. Gökyüzüne baktı. Bulutlar çoğalmış, güneş ise aradan gülüyordu. Küçük çocuk ise oturduğu yerden ısrarla gökyüzüne bakıyor, babasını görmeye çalışıyordu.

Genç kadın telefonun titremesiyle içinde bulunduğu alemden uyandı.

-Tamam tatlım geliyorum. Neredesin?

Kalabalığa karıştı. Hüzün selinden ayakları ıslanmıştı. Güneş kuruttu.

Melih Emeç

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış