Bakırcı Rustem ve Feraceli Kadının Aşkı

Eski zamanlarda Bakırcılığın, kalaycılığın zanaat olduğu yıllarda, İstanbul'da bakırcılar çarşısında, erkek güzeli bir bakırcı ustası yaşarmış.
Bu gencin adı Rüstem'miş, Rüstem'in babası İstanbul'un fethinde Sultan'ın en has askerlerinden birisiymiş.

Bu yiğit, uzun boyu ve kaslı vücuduyla hemen dikkat çekermiş.
İstanbul'un fethinde surlara hucum üzerine hucum yapılırken, Osmanlı toplarının surlarda açtığı gedikten, Zülfikarın babası sultanından müsaade isteyerek, açılan delikten elindeki yatağan kılıcıyla içeriye girmiş.

Yalın kılıç düşman akerlerinin üzerine saldırmış, önüne geleni, ekin biçer gibi biçmeye başlamış.

Düşman askerleri bakmışlar karşılarında, yiğit bir cengaver var.
Her yanına yaklaşanı, ağaç budar gibi buduyor, bu yiğit cengaveri yanına yaklaşmadan, uzaktan ok ve mızraklarla şehit etmişler.

Rüstem küçük yaşta öksüz düşmüş, Rüstem çok yaşlı annesi ile beraber küçük bir evde yaşamaktaymış.Yaşlı annesi oğlunun, evlenme çağının geldiğini ve artık evlenmesi gerektiğini bildiği için, etrafına haber uçurmuş. Ama oğlunun evlenmekte hiç gözü yokmuş. Rüstem devamlı sudan bahaneler uydurarak, annesinin bulduğu, gelin adaylarına merak edipte hiç bakmamış.
Annesi bu duruma çok üzülüyormuş, komşularına oğlunun mürüvvetinigörmeden öleceğini söylemeye başlamış.Günlerden birgün Ağustosun cehennem gibi sıcağında Rüstem yanan ateşin başında, nar gibi ısıttığı bakırları örsün üzerinde döve, döve büyük bir güğüm yapmaya uğraşırken, dükkanının önüne beyaz atların çektiği üstü kapalı bir araba gelmiş. Rüstem bu kadar güzel bir arabayı ilk defa görüyormuş. Elindeki çekiçle kolu havada kalmış, ve hayranlıkla arabaya bakmaya başlamış. Araba yavaşlamış ve tam önünde durmuş.
Zülfikar'ın gözü arabanın örtülü perdesine gözü takılmış, tam o sırada perde aralanmış ve sadece gözleri görünen bir kadın kendine uzun uzun bakmaya başlamış.Rüstem'in elinden çekiç yere düşmüş, kendisine bakan badem gözlerden, gözlerini alamaz olmuş. Gönülden gönüle gözler yol olmuş.
Kara gözlerin sahibi kirpiklerini, bakırcı ustasının, kalbine mızrak gibi saplanmış.
Beyaz atlar kişnemiş, araba geldiği gibi gitmiş. Rüstem'i o siyah gözler büyülemiş, o günden sonra, hep o gözleri düşünmeye başlamış.
Mızrak olmuş, kirpikler her gün daha fazla kalbine batmaya başlamış.
Yaşlı annesi oğlunun, bu durumuna çok üzülmeye başlamış.
Oğluna ne bu halin, oğul diye sordukça, Rüstem derin bir iç çeker, hiç konuşmadan gözlerini gökyüzüne dikermiş. Zülfikar her sabah dükkanındaki ateşi yakarken, kendi ateş olmuş o yanmaya başlamış. Günler günleri kovalamış, yine bir gün o araba dükkanın önünde durmuş. Rüstem arabayı görünce kalbine söz geçirememiş ve arabaya doğru yürümeye başlamış. Yine perde aralanmış, yine o badem gözler, gözleri ile buluşmuş. Bakırcı ustası, kendine bakan gözleri görünce olduğu yerde donmuş kalmış.

Zaman göz açıp kapanıncaya kadar çabuk geçmiş.Yağız atlar kişnemiş, araba gözden kaybolmuş. Rüstem büyülü gözlerin etkisinden kurtlunca, arabanın arkasından deliler gibi koşmaya başlamış. İstanbul'un yedi tepesini tek tek aramış, arabanın izini bulamamış. Gece karanlıkta evine dönerken o gözlerini kamaştıran ışık kendine yol göstermiş, karanlığı bir ay gibi aydınlatmış.
Rüstem kara sevdaya tutulmuş, İstanbul kazan o kepçe o büyülü gözlerin sahibini aramaya başlamış. Günlerce eve uğramamış, anası oğlunu merak etmekten, yataklara düşmüş, ağlamaktan gözleri akı, siyahına karışmış.
Rüstem'i sonunda perişan bir durumda bulmuşlar, anasının başına gelenleri ona anlatmışlar ve zorla eve getirmişler. Rüstem anasının başına gelenlerden, kendini sorumlu tutmuş. Gönlünde alev alev yanan yangını söndürmek için yemin etmiş ve anasını gönlünü almak için istediği bir kızla evleneceğine söz vermiş.
Oğlunun bu sözü karşısında, yaşlı kadının, dertleri derman olmuş. Hemen münasip bir gelin adayı aramaya başlamış. Rüstem dükkanını yeniden açmış, sıcak bakırları, daha hırsla dövmeye başlamış. Çekiç her örse değdiğinde, çıkan ses o gözlerin sahibini çağırmış. Rüstem zamanla siyah gözlerin sahibinden, umudu kesmiş. Günlerden bir gün at kişnemeleri duymuş ve kafasını kaldırınca o süslü arabanın dükkanın önünde durduğunu görmüş. Ne yapacağını şaşırmış, arabaya bakmamaya kendi kendine söz vermiş ve işine devam etmiş.
Ama kendine yaklaşan ayak seslerini duyarak, kafasını istemeden kaldırmış. İki tane muhafızın arasında badem gözlü güzelin, kendisine doğru yaklaştığını görmüş. Rüstem'in gönlündeki ateş yeniden volkan olmuş, kadının üzerinde bindallı bir altın işleme kaftan varmış. Bindallının her dalında rengarenk işlenmiş çiçekler, kah pembe, kah kırmızı açmış. Bakırcı ustası altın işlemeli çiçeklerden gözlerini kurtarmış, kendini büyüleyen feraceli kadına bakmaya başlamış.
Kadın biraz uzakta durmuş, yanında ki muhafız elinde tuttuğu altın bir ibriği örsün üzerine koymuş ve bunu tamir et saraya getir demiş.
Araba hareket etmeden önce yine perde açılmış, o gözlerin kirpikleri ok olmuş, ustanın gönlüne tekrar saplanmış. Rüstem sendelemiş, birden eli okları saplandığı kalbine gitmiş. Feraceli kadın onun bu durumuna hafifçe bir tebessümle karşılık vermiş. Atlar kişnemiş, araba yerinden sarsılmış ama bu sefer perde hiç kapanmamış, araba gözden kayboluncaya kadar, yanan gözler birbirini takip etmiş. Rüstem örsün zerinde duran, altından ibriği eline almış, neresi tamir edilecek diye evirmiş, çevirmiş, ibriğin her tarafına dikkatlice bakmış.
İbrikte tamir edilecek, hiçbir hata bulamamış ve şaşırmış kalmış.
Rüstem bu feraceli kadının, saray halkından olduğunu anlamış ama içine bir korku düşmüş kara kara düşünmeye başlamış.
İnşallah sarayda görevli kadınlardan birisidir diye dua etmiş
O zaman onunla evlenmek için, belki bir şansı olduğunu düşünmüş.
Sabahı sabah yapmış, erkenden altın ibriği heybesine koymuş ve sarayın yolunu tutmuş.

Sarayın kapısında dev gibi muhafızlar onu karşılamış, Zülfikar onlara altın ibriği getirdiğini ve sahibine vereceğini söylemiş. Muhafızlar sen hele biraz burada bekle demişler ve içeriye haber salmışlar. Bir süre sonra içerden bir arap kadın, koşarak kapıya gelmiş, muhafızlara bir şeyler söylemiş, muhafızlar onu içeriye almışlar. Rüstem arap uşağın peşine takılmış, uşak önde o arkada, bin bir çeşit çiçeklerle süslü havuzlu büyük bir bahçeden geçtikten sonra, altın işlemeli bir kapıdan içeriye girmişler. Rüstem hayretle sarayın içinde ki eşyaları bakmaya başlamış, bu gördüğü ihtişamdan aklı başından gitmiş. Ayakları tutmaz, adım atamaz olmuş. Arap bacı onu kolundan tutmuş ve kuvvetlice çekmiş.
Rüstem'in aklı başına gelmiş, başlamış Arap bacıyı takip etmeye, koridorlar bitmek bilmiyormuş, en sonunda Arap bacı büyük bir kapıyı tıklamış ve beklemeye başlamış. İçerden gel sesin duyunca saygı ile kapıyı açmış ve Rüstem'i içeriye soktuktan sonra eğilerek, gözden kaybolmuş.
Rüstem karşısında kendine bakan iki gözle karşılaşınca, sırtındaki heybeden hemen altın ibriği çıkararak feraceli kadına uzatmış.
Kadın ibriği bir süre inceledikten sonra, usta eskisinden çok güzel olmuş eline sağlık demiş. Rüstem Usta kendisine eline sağlık diyen kadını, gözlerinden tanımış.

Feraceli kadın yanında duran kadına, Valide sultanım, işte size bahsettiğim usta demiş. Kadın Rüstem'i şöyle bir süzmüş ve yüzünü astıktan sonra iki elini birbirine çarpmış. Arap bacı odaya saygı ile girmiş. Kadın ona İbrikçi başına söyle bu ustaya ücretini ödesin demiş. Arap bacı gölge gibi süzülerek açık kapıdan dışarıya çıkmış. Kadın Rüstem'e sende onunla git demiş. Rüstem gözlerini yerden kaldırmadan kapıdan dışarı çıkarak, Arap bacıyı takip etmeye başlamış.
Bir ara Arap bacının kolundan tutarak, o kadınlar kimdi diye sormuş?
Arap bacı ona Padişahın baş kadını ve kerimesi diye cevap vermiş.
Rüstem'in bu cevap karşısında eli birden kalbine gitmiş. Sendelemiş yere düşmemek için sarayın içinde ki beyaz mermerden yapılmış sütuna tutunmuş.
Arab Bacı telaşla yanına gelmiş ve onun kolundan tutarak, senin herhalde kellen gövdene ağır geliyor, aklını başına topla yoksa o gövdene ağırlık yapan başını, bir kılıç darbesi ile gövdenden ayırırlar demiş.

Rüstem bu sözle karşısında kendine gelmiş ve hızlı adımlarla Arab Bacıyı takip etmeye başlamış. Sarayın dışına çıktığında, bu baş aşkı için kesilecekse, ben hazırım diye söylene söylene dükkanının yolunu tutmuş.
Sarayın içinde valide sultan, kızına bu sevdadan vaz geç diye nasihat vermeye başlamış. Kızı Validesine şu gördüğün gözlerim, onu gördüğü günden beri, başka kimseyi görmüyor diye yalvarmaya başlamış.
Valide sultan sertçe Sultan baban eğer bu gönül düşkünlüğünü duyarsa, o gencin başını vurdurur, diye kızına çıkışmış. Kızı Validesine ağlayarak dil dökmeye başlamış. Validesi hiddetle ne zamandan beri, bir sultan kızı, baldırı çıplak birisi için yalvarır olmuş. Bu görülmüş rezillik değildir, diye kestirip atmış ve sinirli bir şekilde kızının odasından ayrılmış. Aradan günler, haftalar, aylar geçmiş, Rüstem od olmuş cayır cayır yanmış. Bir sabah kuşluk vakti, sarayda Arab Bacı telaşla Valide sultanın odasına koşmuş. Valide sultan, onun bu telaşlı halini görünce, ne bu halin sabah sabah inşallah hayırdır demiş. Arab Bacı ağlayarak, efendim Mihriban sultan, çok hasta baş hekimi çağırdım.

Baş hekim ve yardımcıları şimdi, Mihriban sultanın başucundalar der demez, Valide sultan yüreği parçalanmış ve kızının odasına doğru çılgın gibi koşmaya başlamış.Odaya girince, biricik kızının, badem gözlerinin feri solduğunu, ağzından köpükler geldiğini, taze bedeninden, ruhunun renkli bir kelebek gibi uçtuğunu görmüş. Baş hekime yalvarırcasına bakmış. Bak hekim umutsuzca başını önüne eğerek, kapıdan dışarıya çıkarak, valide sultanı beklemeye başlamış.
Valide sultan, onun yanına gelmiş ve gözlerini gözlerine dikerek, baş hekimin konuşmasını beklemiş. Baş hekim başı önce Mihriban Sultanımızın durumu çok ağır efendim demiş. Valide sultan, kızımı kurtaramazsan, ölümlerden ölü beğen diye gürlemiş. Başhekim Mihriban sultanımız, belki bilmeden, çok fazla miktarda yüzük otu yemiş diye cevap vermiş. Valide sultan, demek zehirlenmiş diye saçlarını yolmaya başlamış. Başhekim ona Sultanımızı kusturduk ama zehir kana karışmı, lakin Allahtan umut kesilmez, Allah yardımcımız olsun, onu bize bağışlasın demiş. Valide sultan Arab Bacıyı yanına çağırtmış ve kızına zehiri kimin içirdiğini sormuş?

Arap Bacı iki gözü iki çeşme, kimin içirdiğini bilmediğine yeminler etmeye başlamış. Valide sultan, dua edin kızım ölmesin, eğer ölürse hepinizin kelesini alırım diye çığlıklar atmaya başlamış. Hekim başı yardımcılarına Mihrimah sultana devamlı su içirmelerini ve sarımsaklı yoğurt yedirmelerini söylemiş.
Akşama doğru Mihrimah sultanın renksiz yüzüne, onu terk eden renkli kelebek tekrar konmuş. Sultanın buz gibi bedeni, birden ateşlere atılmış gibi yanmaya başlamış. Hekimbaşı şükürler olsun, Allah dualarımızı kabul etti. Sultanımızı bize bağışladı diye, Valide sultana muştuyu vermiş. Mihriban sultan ateşler içinde sayıklamaya başlamış. Valide sultan kızının yanına yaklaşmış ve onun dudaklarının arasından çıkan Rüstem ismini duyunca doğru Padişahın yanına gitmiş. Padişaha olanları anlatmış. Padişah olanları duyunca öfkesinden, çıldırmış bu işi sonu yok diye bağırmış bağırmış. Valide sultan, bütün cesaretini toplamış, Beyim bu işin sonu, biricik kızımızın üzerine kara toprağın atılması, ya kara toprak, ya da mürüvvet kararı sen vereceksin. Vereceğin karara boynumuz kıldan ince ama vereceğin kararın sonunda kızımızı beyaz gelinlik içinde kara toprağa teslim etmekte var. Tahtı, taçı, sarayı, padişahlığı bir kenara bırak, bir baba olarak kararını ver. O zaman doğru kararı vereceğinden eminim diyerek, kızının yanına gitmiş. Padişah hemen vezirini çağrımış ve bakırcı ustasının neyin nesi, kimin fesi olduğunu araştırmasını emretmiş. Vezir akşama doğru Padişahın önünde eğilmiş ve Rustem'in babasının yiğit bir saray askeri olduğunu ve merhum Sultanlar sultanı, padişahlar padişahı, Konstantinin fatihi dedenizin has askerlerinden olduğunu söylemiş. Padişah bu duydukları karşısında biraz olun rahatlamış ve ustanın saraya getirilmesini söylemiş. Rüstem'i saraya hemen getirmişler, Rüstem Hünkarın önüne eğilmiş ve padişahın fermanını beklemeye başlamış. Padişah ona ayağa almasını söylemiş. Rüstem ayağa kalkmış, Hünkar ona yanı başında duran şamdanı göstererek, bu şamdanın aynısını iki gün içinde yaparsan, sana kızımı vereceğim demiş. Rüstem'in gözleri parlamış, emriniz olur, padişahım diyerek, el etek öpmüş ve sevinçle saraydan dışarıya çıkmış.
Dükkanına doğru deli gibi koşmaya başlamış ama birden durmuş, o şamdan altından diye düşünmeye başlamış. Ben o kadar altını nereden bulacağım diye üzüntüden per perişan olmuş. Dükkanının önüne geldiğinde, o süslü arabanın kendisini beklediğini görmüş. Arabanın yanına yaklaşmış, Arabanın perdesi yavaşça aralanmış ve Arab Bacının yüzü görünmüş, Rüstem'e Arab bacı bir kadife bohça uzatmış. Mihriban sultanım, bunları sana yolladı demiş ve beyaz atlar kişnemiş araba gözden kaybolmuş. Rüstem kırmızı renkli bohçayı açmış içine bir çok altın bilezik görmüş. Hemen ocağını ateşlemiş, altın bilezikleri eritmiş, sabaha kadar örsü dövmüş, çekiç sallamış. Sabah gün ışırken omuzundaki heybe ile saraya doğru yola çıkmış. Saray kapısındaki muhafızlara Padişahın kendini beklediğini söylemiş. Muhafızlar içeriye kuş uçurmuşlar. Arab Bacı uzaktan muhafızlara içeriye yollayın diye işaret etmiş. Hünkarın huzurunda diz çökmüş ve beklemeye başlamış. Hünkarın gür sesi sarayın içinde yankılanmış.
Rüstem ayağa kalmış ve heybedeki şamdanı çıkararak, Sultanına uzatmış.
Sultan şamdanı incelemiş, vezirine uzatmış, vezir şamdanı, Valide sultana uzatmış. Hünkarın gür sesi neşeyle etrafı inletmiş. Vezirim böyle bir ustayı ödünlendirmek lazım, ona bu şamdanmış beş katı ağırlığında altın verin gitsin demiş. Valide sultan, perdenin arkasına saklanmış kızına doğru bakmış ve Ulu Hünkarım bir baba olarak verdiğin karar bu mu diye sormuş? Bu kararım tahtımı, taçımı temsilen, verdiğim karardır. Baba olarak verdiğim karar, kızımın mürevetinden yanadır. Valide sultan, düğün hazırlıklarını hemen başlat. Onlar ersinler muradına, biz çıkalım kerevete diyerek, muştuyu sonunda ağzından çıkarmış.

14 Ocak 2013 14-15 dakika 67 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar