Başak Tarlası
Gökyüzüne gözlerimi çevirdim ve kıstım. Işınların gözlerimde oluşturduğu dayanılmaz his kafamı önüme eğmeme neden olmuştu. Neden böyle olurdu bilmiyordum. Ağlamaklı duruşlarım ve iç çekişlerim bir gecenin başlangıcı gibi gün doğumlarında da sancılanmaya başlamıştı. Penceremin perdesini hafifçe araladım. Başakların alabildiğine sarardığı, kavruk toprak kokusunu çektim içime. Ne kadar güzel bir histi. Uçsuz bucaksız tarlaların içinde doğmuştum ben. Alacasının alev alev kızarttığı bir güneş altında boynumda sızısını hissederken anlamıştım güneşin insanı çarptığını. Şehirli çocukları hiç güneş çarpmış mıydı. Yoksa sadece elektrik çarpmaları mı vardı hayatlarında. Sessizce ağladım ve başımı kollarımın üzerine düşürürken penceremden toprağın üzerinde, başakların altında karıncaların hummalı çalışmasını izledim. Annem ve babam çoktan uyanmış ve tarlada çalışmaya başlamışlardı. Kardeşlerim ve ben uyandıktan sonra gidecektik yanlarına. Ailemle birlikte bu köyle alınteriyle çalışmayı o kadar seviyorum ki.