Bir Şiirin Öyküsü

Getsemani, Cartagena , Kolombiya.

Juan Hernandez Ramirez Alihandro Ernesto , elli üç yaşına girdi bu akşam.

Ernesto bu akşam idamla yargılanacak; bu gece geride kalan elli üç yılını, gözünde kanlı bir anıyla sorgulayacak.

Kekeme dili, kasabanın sömürge yıllarından... Sarı renkleri arasında, sararmış yıkıntılarıyla bir pazar ayininden mirastı. Bir diğeri miras, direnmeleri, dili kemiğinde, elleri belinde, kırılmıştı o gün o öğlede...

Dili kekeme kır bıyıklı sakalsız bu fırıncı, dünyanın her yerine uzak bir köşede, kırlanmış umutlarıyla yoğurdu hayatını ...

Gençlik yıllarını Simon Bolivar’ın ve Guevera'nın öz yaşam öykülerine, öykülenmekle geçirdi. Onların yarım bıraktığını tamamlayacaktı; kırık yerlerinden uzak esrik coğrafyalara, dilinde özgürlük şarkılarıyla...

Çirkin ve göbeklidir biraz ve fakat pek güzel resim çizer, pek fiyakalıdır tütünü dumanlandıran bakışları ve pek yakışıklıdır; çakarı alevli parmakları...

Yalnız alevli midir parmakları ? Daha nicedir harikaları, pek güzel oyar mermer taşları ince görür en kaba yanlarını kadının ve insanın; pek güzel açar fularını boynu üste düşürerek ve uzaktan gören gözlerin dudaklarını kemirterek..

Evinin bahçesinde müthiş heykeller pişirirdi. Önce taşları delecekti bilekleri , sonra ruhunu koyacaktı fikirleri...

Dedesi Paquinta'nın yanına verildiğinde annesi kesik elliydi, kardeşi ve babasını bir kilise ayininde yakalandıkları yıkımla kaybetmişti..

O gün Pazar ayinini, kıvrak yalanıyla okulu yırtar gibi yırtmıştı ,atmıştı kendini bir başka duaya, eylemli yollara...

Hayatının henüz başlarında pek güzeldi sesi, duasını hiç esirgemezdi ;onu kendine ve geceye saklardı . Gündüzler, şarkılar ve marşlar içindi, marşlar söyleyerek daha deminden, varmalıydı bir kısrak nefesinde yorulmak bilmeden...

Harika şiirler okuyan, o kalabalık meydanlarda özgür şarkılarla daha on yedisinde düşünüyordu geleceği ...

Diline felaket düşeli beri ayrıydı kiliseden. Ayrılık bir baba ve bir kardeşten, anne eli sakattı bu maziden... O günü sırtladı Ernesto, sırtında sakat eli sarkarken annesinin boynundan gözleri önüne, yüklendi talihini göğsüne, gözlerini devirdi gökyüzünden gölgelere. Duasını anmıştı o gün ilk kez gün ortasında ...Duasını andı bu gece bu karanlık oda da son kez, gözleri önünde karısının kesik elleri , hiç kesilmeden akıyordu gözleri önünde son akşam yemeği ve yerde donuk bakışlı kanlı hayali...

Eric von Manstein, dedesinin komutanıydı Eric Eduardo Sanchez’in...

Annesi ile melezlenmiş bir nazinin, kaçtığı son denizdi, Getsemani, Cartagena , Kolombiya.

Eric’in sarı saçları ve mimiksiz suratı uzunca boyu kısa kalmış ufkunda, ne şarkılar ne de aşklı kaldırımlar var. Onun ereğinde baldırından süzülü ihtiraslar ve yolda yuhalanacak hayınlar var...

Dedeleri evlerinde, biri kara haylaz biri ak çıplak iki fikrin çatışmaları içinde yetişiyordu güzler içinde yarım yamalak sevgilerle torunlar...

Anjelica Beatris Bueno Romario, bu sahil kasabasından, balıkçı çıkmazı sokağında, kavruk tenli, pazen fistanıyla okumayı yeni yeni söker merdiven altı bir atölyede, gözleri mekanizma dişlilerinde gönlü karşı kaldırımda şarkılar söylenen bir kahvede...

Kesişirdi yolları, Ernesto, Eduardo ve Anjelik’in mesai bitimi, diğerlerinin ders bitimi kahve önünde...

Anjelica Ernestoya hayran, dilinde ondan duyduğu şarkılar yastığında her akşama saklı hülyalar...

Eduardo Anjelicaya hayran dilinde bıkmaz usanmaz kahrolası hayınlar, kolları sıkılı sert pazılar yastığında baldırlarında ihritaslı dudaklar...

Ernesto okulu astığı her güne, her biri bitirme tezi ödevleriyle yaşarken talim ediyordu öğretileri

Eduardo zoraki katlanırken matematiğe, kulağında paslı kırık öykülerle dedesinin öyküleriyle tahsilde..

Anjelica habersiz Napolyon Bonopart'tan olabildiğince çok para para para ile aşındırıyor hayatını mesai yollarında...

Ernesto, dedesini kaybetti bir ekim ayazında, onu yıkıntıları taze, kilise mezarlığına emanet defnetmişti.

İkinci bir defin geldi ardından, emanetini boynuna geçirdi dedesinin unlu yeleğini boynundan, hiç geçmezken aklından...Yırtamadı bu kerre talihini, zihninde yoğrulan düşlerini, ellerini ve gözlerini ara ara ıslatarak veriyordu hamura şeklini.

Gidivermişti hayat, gençlik artık geç bir ihtiyar oldu çöktü omuzlarına o artık fırıncı olmuştur, fırıncı Ernesto.

Eduardoyu kimseler sevmedi, Eduardo hep talimde; inadına güçlenmeliydi pazıları..

Eduardo asker oldu, sıktı kurşunları ,sıktıkça sıktı ve ufacık hislerini de sıktı boşalan her kuşun kovanından, ruhuna zalim kurşunlar çaktı.

Eduardoyu kimseler sevmedi, Eduardo, saygınlık arayışında ve uzunca bir yalnızlıkla ayrıldı kasabadan.

Eduaordo'yu gittiği yerde de kimseler sevmedi ama hırsından mütevellit bir saygınlıkla, kafasında derin ihtiraslar ve hınçlarıyla yıllara sonra olacaktı dönüşü...

Dönmüştü Eduardo, mimiksiz yüzü, ruhsuz, vicdansız, sarışın güzel başıyla cinayet büroya...

Döndüğü ilk hafta tanınmaz, yürürken eski hatıralar arasında kahve önünde hınçlarıyla hatırladı hayınları..Hatırladı Eduardo, baldırında tuzlu dudaklarıyla Anjelica'yı ve o kekeme düşen hırsının mimarı devrimci fırıncıyı.

Evlenmişlerdi Anjelica'yla, ve karışmışlardı hayata kızları ve oğullarıyla çirkin ve göbekli kekeme hep sevilmişti kasabada, kasabada bir yabancı yakışıklı Eduorda yeniden alevlendi kıskançlığında...

Eduorda kahve önü, yudumlarken salkım söğüt dibinde espressoyu bir tesadüfe şekil veren planıyla yudumluyordu. Anjelica’ya denk getirmişti sigarasının ateşini, çakamayan parmağıyla, yanında kızı Celemantina chisrta Rosario Romarioy’la geçen Anjelicaya alevli bakışlarıyla selamlar otuz yıllık yalnızlığıyla...

Anjelica’nın gözleri parıldar; otuz yıl öncesinden, yakışıklı gözler belirmişti hatırasında.

İddialı gençler ,biri çirkin, güzel sesli dilinde şarkılarıyla devrimci eşi herkesin sevgilisi, diğeri sarışın yakışıklı, başı onulmaz sert ihtiraslı tuhaflığıyla herkesin çekincesi yalnız ve belalı yitik sevgililiği...

Ernesto’nun doğum günüydü bugün paskalyaya denk gelmişti bu son elli iki yıl boyunca, herkesin sevgilisi fırıncının doğum gününde görmek isterlerdi herkesi bir arada..

Davet edilir tüm dostlar ve olabildiğince imkanlarıyla açıktı kapı tüm kasabalılara ve o gün fazladan bir eski tanış yabancıya...

Kızı Celemantina chisrta Rosario ile fırınlanacak kaz güvecini göndermişken babasına, çalmıştı kapıyı yabancı ve hiç yabancılaşmamış ihtirasıyla Eduardo. Eduordo, evde bir başına yakalamıştı Anjelica’yı...

Sonrası kanlı bir ceset, elli üç yaşını ve paskalyayı kutlamaya hazırlanan Kekeme Ernesto, kızları Celemantina ve komşular...

Kapıyı geç vakit çalan Detektif Eduardo ve çapraz beyaz askılı, beyaz kemerli, şapkalı ve beyaz tabanca kılıflı, çapraz yukarı adamlar...

Eduardo, boyu ismine göre uzun aynı zamanda iyi giyimli ve yakışıklı trençkotlu ve fötr şapkalıdır.

- Bay juan Hernandez Ramirez Alihandro Ernesto, sizi madam Anjelica Beatris Bueno Romario’yu kasten öldürmekten tutukluyorum bayım...

.............................................................................................................................................................

Öykünün doğduğu şiir,

BÖLÜM BİR

İHTİRAS VE KİBİR

.

- Bay Juan Hernandez Ramirez Alihandro Ernesto

Sizi madam Anjelica Beatris Buena Romario’ yu kasten öldürmekten tutukluyorum bayım.

Der dedektif Erik

(erik olan erik değil, Eric olan Erik)

(Dedektif Erik aslında oralı değil

Kasabanın yabancısıdır

Bu yüzden de ismi gariptir

Boyu ismine göre uzun

Aynı zamanda da iyi giyimli ve yakışıklıdır

Kendisi diğer bütün dedektifler gibi

Trençkotlu ve fötr şapkalıdır)

.

- Evet. Sizi tutukluyorum bayım.

Dedikten sonra yanındakilerin yüzüne bakmadan

İşaret ve orta parmakları birbirine yapışık haldeyken

Elini bileğinden şöyle bir iki sallayıp

Alın şu pislik herifi gözümün önünden işareti yapar

Dedektif Erik’in yanındaki

Çapraz beyaz askılı

Beyaz kemerli

Şapkalı ve beyaz tabanca kılıflı adamlar

Dedektife topuk selamı verir

Emredersiniz işareti yaparlar

Bu sırada

Hem göbekli hem çirkin

Hem de fırında hamur kalfası

Fakir bir adam olan

Uzun adını bile zor söyleyecek kadar kekeme

Bay Juan Hernandez Ramirez Alihandro Ernesto

Şaşkın ve ürkektir

Ne diyeceğini bilemez

Hayır ben masumum. Diyemeden

(Ki kekeme olduğundan

Kimse de sözünü bitirmesini beklemez)

Çapraz beyaz askılı

Beyaz kemerli

Şapkalı ve beyaz tabanca kılıflı adamlar

Bay Juan Hernandez Ramirez Alihandro Ernesto’yu

Kelepçeleyip sürükleyerek götürürler

.

BÖLÜM İKİ

AŞK VE İHANET

.

- Mutluluk. Der dedektif Erik

Soldan sağ çapraz yukarı çevirip başını

Dik ve kendinden emin bir şekilde yukarıya bakar

Ardından aşağılar bir ifadeyle

- İnsanın en büyük düşmanıdır. Diye devam eder.

- Mutlu insanlar hep hata yapar.

- Mutluluktan gözleri birşey görmez.

- Akılları çalışmaz. Zaafa kapılırlar.

- Mutluluktan hiçbir şeyi doğru düşünemezler.

- Bu yüzden de

Maktul madam Anjelica Beatris Buena Romario’ya

gibi alımlı dalga dalga siyah saçlı pürüzsüz tenli

güzel vücutlu uzun boylu şehvetli ve mutlu insanlar

Bay Juan Hernandez Ramirez Alihandro Ernesto gibi

birilerinin kıskançlığına kurban olup gidebilirler.

Der ve bir müddet susar.

Nedense gözleri hala yukarı bakıyordur

Gözleri hala derin ve boş boş yukarı bakıyordur

Ve bir müddet daha susar

Maktulün yakınları ve ahali de ağlamayı bırakıp

Yukarıda ne var

Neye bakıyor bu adam diye yukarı bakarlar

Bu arada adı Eric olan dedektif Erik

Çevresindekilere bakmadan

Bakışları hala yukarıdayken

Buruk ama kinli bir şekilde

- Ben de mutlu insanlara tahammül edemem. Der

Ve ardından hem yürüyüp

Hem de emri vaki bir tonda

- İkinci bir emre kadar

Kimse benden habersiz kasabayı terk etmesin. Der

Ve arabasına binip gider

.

BÖLÜM ÜÇ

BALİSTİK SORUNSAL

.

Zaman geçmektedir

Maktulün yakınları ve ahali hala yukarı bakmaktadır

Bir süre sonra tiz ve efkarlı bir ses duyulur

- Ama nasıl olur?

- Annemi en son dedetiktifin yanında mutlu gördüm.

Ses kesilir, boşluk olur

Ve ardından devam eder tiz ses dile gelmeye

- Ah inanmıyorum annem ve dedektif...

- hayır olamaz

- oysa bana ne sözler vermişti bu adı herif

Der.

Bu tiz ve efkarlı ses

Maktul madam

Anjelica Beatris Buena Romario’ nun ortanca kızı

Celemantine Chirsta Rosario Romario’ ya aittir

Herkes önce Celemantine Chirsta Rosario Romario’ya

Sonra birbirine göz gezdirir

Anlamış gibi

Dudaklarını büküp başlarını sallarlar

Sonra kafalarını tekrar soldan sağa kaldırıp

Çapraz yukarıya bakarlar

Ama artık çok geçtir

Dedektif Erik kasabayı çoktan terk etmiştir

Ve ahali hala bir yandan çapraz yukarıya bakıyor

Bir yandan da ikinci bir emri bekliyordur

.

.

Uğur / Erkan Cem Arslan

Kasım 2018

05 Kasım 2020 9-10 dakika 14 öyküsü var.
Beğenenler (4)
Yorumlar (3)
  • 3 yıl önce

    Öykü ve öykünün esin kaynağı olan ve arkadaşım Erkan Cem Arslan'a ait şiir ikisi bir arada yayınlanmıştır. Değerli edebiyatla üyelerinin, ilgi ve alakalarına saygılarımla arz ederim...

  • 3 yıl önce

    Ne diyeyim bilemedim kardeşim. Öyküyü ve altında şiirimi burada da görmek bana yine mutluluk ve gurur verdi. Çok teşekkür ederim tekrar tekrar. Sevgilerimle...