Çakma Eros

Selim'le lise son sınıfta tanışmıştık. Herkesin bir aşk hikâyesi vardır, benimki de Selim'di. Şimdi düşünüyorum da 20 yıl öncesinde aşkın en saf halini yaşamışım. Günümüzdeki aşklara bakıyorum insanı yatağa düşürecek derecede bir hastalık gibi. İyileşip yataktan kalkınca yaşadıklarının sadece bir rüyadan ibaret olduğunu anlıyor insan. Bir şeyleri hızla yaşayıp tükettikten sonra geride kalan yaşanmamış duyguların adımıydı aşk? Tükettik kendimizi, ya da tükendiğimizi zannedip elimizi eteğimizi çektik hayattan. Yoruldum dedik, hasretliklerimizin peşinden koşmaktan vazgeçtik oysa sonsuzluğun sonunda zannettiklerimiz, hep bir soluk yakınımızda oldu da biz fark edemedik. Aşkta tükettik kendimizi, içimize sığdıramadığımız sevgileri farklı bedenlere farklı isimlere sığdırmaya çalıştık, onu da elimize yüzümüze bulaştırdık. Kim olduğu, ne olduğu önemli olmadı, ne de olsa istediğimiz tek şey vardı, aşk. Bilemedik her sevginin her bedene uymadığını.
Okul çıkışlarında, hisarın önünde, surların arasında sıkışıp kalmış, çoğu kimsenin bilmediği küçük bir sahilimiz vardı. El ele tutuşup, orda oturup sohbet etmenin tadını şimdi oturduğum en güzel kafe de bile bulamıyorum. Körfezde tepeye tırmanıp, yalıların üzerinden güneşin denizdeki ışıltısını seyretmek en büyük tutkumuzdu. İlk defa orda bir ağaç altında öpmüştü beni Selim. Gözleri bir ormanın yeşili kadar uçsuz bucaksız, sessizliği kadar huzurlu ve derindi. Gözlerimin içine kadar işleyen bir gülümseme gelip yüzüme oturmuştu. Ne zaman körfezden geçsem, o gülümseme gelip beni bulurdu. İki yıldan fazla sürdü arkadaşlığımız, dostluğumuz, aşkımız. Evlenme aşamasına kadar gelmiştik. Ailelerin anlaşamaması üzerine fevri bir kararla ayrılmak istediğimi söyledim Selim'e. Uzun bir süre görüşmeyi reddettim. Bir gün Selim'in en yakın arkadaşı Vedat'ı gördüm. 'Sen ne yaptın o çocuğa, yazık değil mi?' diye çıkıştı bana. Meraklı ve şaşkın bakışlarla 'Ne oldu?' dedim. Gergin bir yüz ifadesiyle ' Selim senin yüzünden buradan gitti her şeyi bırakıp Dalamana yerleşti' dedi. Bu duruma çok üzülmüştüm ama tüm uğraşlarıma rağmen bir türlü irtibat kuramadım. Vedat da haber alamıyordu Selim'den. Aradan yıllar geçti ben evlendim ve beş yıl süren mutsuz bir evlilikten sonra boşandım. Uzun bir müddet kimseyle görüşmedim. Bir gün bir yerde otururken Selimle ortak arkadaşlarımızdan birini gördüm. Sohbet ettik geçmişten konuşurken konu Selim'e geldi. 15 yıl sonra İstanbul'a gelmiş tekrar buraya yerleşmeye karar vermiş. O da evlenmiş ve eşinden ayrılmıştı. Telefonumu verdim Selime iletmesi için. Bir gün Selim aradı beni, buluştuk, yılların özlemini, hayatlarımızı, yaşanmışlıkları, dostlukları konuştuk. İki dost olarak Selim'le daha sık görüşmeye başladık. Büyük bir arkadaş grubumuz vardı. Gırgır şamata gezip tozup eğleniyorduk. Hafta sonları toplanıp 2 günlüğüne bir yerlere gidiyorduk. Böyle bir tatil gezimizde arkadaşlarla sahilde oturmuş sohbet ediyorduk. Herkes alkolün etkisiyle çakır keyif olmuştu. Konu dönüp dolaşıp cinselliğe geldi. Sırayla herkes ilginç anılarını anlatıyordu. Bir ara Selim başladı anlatmaya. 'Sevişmeyi bilmesem yatağa girmem ben, dilimi iyi kullanırım. Hiçbir kadının reddedemeyeceği kadar iyi sevişirim, bu yüzden kadınlar peşimden ayrılmıyor. Kadınlara sınırsız memnuniyet veririm. Onlarla sınırsız memnuniyet oyunları oynarken anlatacakları hikâyelere, yaşatacağım ihtiras dolu saatlerle konu olurum. Benimle yatan kadınlar sokakta görüp kendisine kur yapan hiçbir adama dönüp sümüğünü bile atmazlar. Göbek adım Eros!' deyince hep beraber gülmeye başladık. 'Aynı zamanda tatlı ve sertim' derken cazibesi beni tahrik etmeye yetmişti. O an onu anlattığı kadınlardan kıskanmıştım. Vücudum ve benliğim karşı konulmaz bir istekle onu istemeye başlamıştı. Anlattıkları şuurumu öylesine sarmıştı ki Selim artık gözümde bir Eros'tan farksızdı. Selim keyifli bir şekilde anlatmaya devam ediyordu.
'Benimle sevişen kadının güneşin altında sevişmesi lazım zira bedeninde ıslanmadık yer bırakmam. Bu durumda kurumak isteyebilir' demesi üzerine bedenim asilik yapıp gördüğü oyuncağı isteyen bir çocuğun isyanı gibi ille de Selim'in bedenini istiyordu. İçimdeki bu isyanı bastıramıyordum, bedenim zincirlerini kırmış, söz dinlemiyordu. Bir insan uyumadan hayal görebilir miydi? Herkes gülüşüp konuşurken ben orda Selimle çılgınca sevişmenin en ateşli sahnesini hayal ediyordum. İlerleyen saatlerde alkolden dolayı kimi sızmaya kimisi de uyumaya başlamıştı. Otururken bile düz duracak bir halde olmadığım için Selim'e yaslanmıştım. Bir süredir görüşüyorduk ama bedenlerimiz hiç bu kadar yakın olmamıştı. Bedenini bedenimde hissetmemle her yerime bir ateş yayılmıştı. Bacağım bacağının üstündeydi. İki dostun, arkadaşın oturuşundan öteye gitmiyor, normal gibi görünse de zihnim onu farklı yerlere sürükleyip, bedenimi ateşliyordu. Selim bir ara iki elini de arkaya koyup destek alır gibi oturup belini esnetti. Sağ elini koyduğu yer kalçama denk gelmişti. Tesadüfen mi yoksa bilerek mi yaptığını anlamasam da ben halimden memnundum. Bir ara eliyle kalçamı sıkıştırdığını hissettim, ama yinede tepki vermedim. Nedense ilk adımın ondan gelmesini bekliyordum. Sigarasından düşen bir ateş parçasının acısıyla elimi istem dışı hızla çekince, Selim'in bacak arasındaki sertliğe çarptım. Bir an ne diyeceğimi ne yapacağımı bilememenin şaşkınlığıyla Selim'in yüzüne bakakaldım. Selim, muzipçe bir ifadeyle gülümseyerek 'Ne o hadım etmeye mi niyetlisin beni' deyince herkes gülmeye başladı. Bu rahat hava üzerine şaşkınlığımı üzerimden atıp ' Acıttım mı tatlım' dememle kahkahalar henüz kesilmişsen, tekrar bir kahkaha dalgası geçti üzerimizden. Bedenimi saran ihtirasla, kalçamı Selim'in sağ avucuna bırakmıştım. Elini kalçamdan çekip gömleğimin altından sokarak göğsümü okşamaya başladığında kimse fark etmemişti. Bacak aramdan başlayan kasılma, tüm vücuduma yayılmaya başlamıştı. İçimde hızla büyüyen bir ateş topu patlamaya hazır bir volkana dönüşüyordu. Kalabalık iyice dağılmaya başladı. Selim bana dönerek 'hadi kalk biz de kumsalda yürüyelim biraz açılırız' dedi. Yerimden kalkarken gözlerim bir an Selim'in önündeki kabarıklığa takıldı. O da çılgınca beni arzuluyordu. Elini belime doladı, öylece yürümeye başladık. Dalga sesleri, gecenin sessizliğine kur yapar gibi cilveliydi. Bu huzurlu seslerin içinde öpüşmeye başladık. Elini pantolonumun üzerinden, kalçalarımda gezdirip düğmelerimi çözmeye başlamıştı. Dudakları dudaklarımı tamamen örtmüş soluksuzca öpüşüyorduk. İçimde dörtnala atlar koşuyordu, çatlayana kadar koşmaya yeminli. Onlar koştukça yol uzuyor, Selimde kayboluyordu içimin derinliklerinde. Bir ara Selimin soluğunun hızlanıp yavaşlamaya başladığını hissettim. Pantolonumu üzerimden çıkardığını hissetmeyecek kadar kendimden geçmiş miydim böyle. Benim içimde atlar dörtnala koşmaya devam ederken, Selim'in içinde koşan atlar durmuştu. İçimdeki volkan hala sönmemişti. Bir müddet kumsalda uzanıp yıldızları seyrettikten sonra toparlanıp odaya döndük. Selim'in teklif etmesini beklemeden, birlikte odasına girip bedenimi yatağının üzerine bıraktım. Kollarının arasında olmak çok huzurlu ve keyifliydi. Boynunu öpmeye başladığımda;
'Benim sağlık sigortam var. Cüzdanımın içinde kartvizitlikler bölümünde yeşil bir kart. Cüzdanımda, gardırobun içindeki çantamda. Senin sağlık sigortan var mı?' diye sordu. Anlamsız bir şaşkınlık içinde yüzüne bakarak:
'Ne demek bu şimdi, kalp krizi riski filan mı var.' diye sordum endişeyle.
'Yok, hayır yaşayacağımız bu heyecana kalplerimiz dayanmayabilir, onun için hazırlıklı ol anlamındaydı' derken ikimiz de gülmeye başlamıştık.
Tekrar öpmeye başlamıştım. Selim'in uyuyan bedenini bir daha uyandırmaya çalışsam da o buna hiç karşılık vermiyordu.
'Hadi uyuyalım yarın güzel bir gün olacak denize girip yüzeceğiz, uykusuz şiş gözlerle görünmek istemezsin değil mi? ' diyerek uyku pozisyonunu aldı. Yüzümdeki şaşkınlığı gizlemeye çalışarak ' Evet, tabii ki' diyebildim. Sahilde otururken ettiği onca lafa ne olmuştu? Sınırsız şehvet dolu saatler nereye gitmişti? 'Sevişmeyi bilmesem yatağa girmezdim ' derken atıp tutuyor muydu? Zihnimde yarattığım Eros'a ne olmuştu böyle, bir balon gibi sönmüştü. Yüzüne ' sırf lafsın' diye haykırmak istiyordum. Selim uyku moduna geçmişti ancak nefes alışından uyumadığını hissedebiliyordum.
Beş dakikalık sevişme için miydi onca böbürlenme. Demek ki ben şöyle iyiyim böyle yaparım diyenlerin hepsi, kendine olan güvensizliklerinden mütevellit bir çeşit ego tatmini yapıyorlardı. Bu sadece kuru bir gök gürlemesiydi, hani bunun yağmuru nerde? Sağlık sigortası varmış bir de. Loblarındaki nöronlar uyanacak, beyni uyaracak, adrenalinle birlikte libido seviyeni yükseltip, taşikardi olacak semptomları bile göstermiyorsun. Kalp krizi risk grubunun alt grubu bile olamazsın sen, sigortan olsa ne olur!
İçimdeki kısrak boş yere dörtnala koşma çabası içinde debelenirken, ben boş boş saatlerce tavandaki taşlı lambanın tüm ayrıntılarını ezberliyordum...
Küçük Selim Spor 1 - Büyük Umutlar Spor 0 (yazıyla sıfır)

28 Ocak 2015 8-9 dakika 37 öyküsü var.
Yorumlar