Cesur Kalem

Cesur Kalem

Gözüme perde aralığından sızan parlak güneş ışığı ile uyandım. Odamın sıcaklığından nasıl da terlemişim. Elimi uzatır uzatmaz paldır küldür bir bardağın yere çarpma sesi ve şangırtısıyla irkildim. Fazla uzanıp komodinin üstündeki su dolu bardağı unutmuştum. Apar topar kalktım ; kalktım da ''ay'' diye çığlık atıverdim. Kırık bardak parçalarından biri ayağımı kesivermişti. O küçücük kesintiden bu kadar kan akması normal mi diye düşünürken bir anda sessizlik oldu. Düşünüyordum. İçimdeki sese hakim olmaya çalışırken içeriden kayınvalidemin sesi yükseldi. 

- Ne olduuuu?!

- Yok bir şey anne , küçük bir sıyrık.

Kayınvalidem bizde kalıyordu. 2 Sene olmuştu. Evine yazın ve bayramlarda gidiyor. ''Evi boş bırakmaya gelmez '' diyordu.  Kışları köyde çok soğuk diye bırakmıyorduk. Hem şeker hem de  hipertansiyon hastası olduğu için korkuyorduk. Babam ve annemi kaybettikten sonra kayınvalidemin anne gönlündeki limanına demir atmıştım. 19 Yaşımdan beri dert ortağım en yakın arkadaşımdı. 

Ayağımdaki kesiği fark edince ''ufak bir çizik olsa da damara denk gelmiş. Basma yere uzat ayağını bant yapıştıralım. Mikrop kapmasa bari biliyorsun halanı ayağına neler oldu... ''Annem iste ! Her zamanki endişeleri ile ailenin kiminde ne hastalığı var ise anlatmaya başlamıştı. Benim ayağımın çizilmesi filan hikaye ailedeki bireylerin tüm kirli çamaşırları ortada geziyordu. Kimin ne hastalığı neden olmuşsa annem bir bir bunları anlatıyordu. 

Ayağıma bant yapıştırdıktan sonra kahvaltımı ettim. Bir kahvaltı masası bu kadar mı güzel olurdu. Bir kuş sütü eksikti. Kayınvalidem '' bu kadar güzel malzeme bir araya gelir de güzel olmaz mı ? '' Gülümsedim. Sofrayı beraber topladık. '' Hadi bakalım sen görevinin başına ben de şu kalan danteli tamamlayıvereyim. Akşama ablan almaya gelecek. Teslim edecekmiş yaptıran kadına ...'' 

Görev işte icap ettirdiyse yapacağız. Kayınvalidem öyle destekti ki bana yeni tanıyanlar kayınvalidem olduğuna inanmıyorlardı. Bir de hani derler ya hık demişim kayınvalidemin burnundan düşmüş gibi çok benziyordum. Sanki eşimin annesi değil de benim annemmiş gibi. Haber siteme yayınladığım her haberimi takip eder köşe yazılarım hakkında üstünde konuşurduk. Hatta yeri gelir pahalılıktan bahseder sebeplerini de anlatırdı. Geçmiş zamanlardaki sıkıntılardan ve annesinin ne kadar eziyet çektiğinden , babasının ne kadar iyi bir ayakkabıcı olduğundan bahsederdi. 

Soğuk kış günlerinde babasına yemekleri sefer tasında götürdüğünü; götürürken çok daha hızlı koşmak için ayakkabılarını eline alarak koştuğunu anlatırdı. '' O zamanlar böyleydi işte küçüktüm. Ayaklarıma çorap giydiğimi hatırlamam Sıcak sobanın yanına geçtim mi  ne yorgunluk kalırdı. Ne de ayaklarımın sızısı'' derdi. 

Bir gün yine kayınvalideme yazdığım yazıyı okuyordum. Sesi titrek ve biraz da sessiz :

''- Ebru bak ben kalp krizinden vefat edeceğim. Ben vefat ettiğimde beni sen yıkamak için gir. Annene sen girdin yıkamak için. Benimde yanımda sen ol kızım'' dedi. 

Tamam diye başımı salladım. Sessizlikten sonra kendime geldim. ''Sen beni üzmeye mi çalışıyorsun? Neden böyle şeyler söylüyorsun ki ? Neden ben üzülünce hoşuna mı gidecek, Annee ! ''Dedim. İlk defa bu kadar sert  konuştuğum için olsa gerek ;'' Ama kızım bu doğanın kanunu ben söyleyeyim de içimde kalmasın. Bu sana benim vasiyetimdir. Bir de yazılarını çok seviyorum. Duygularını açıkça anlatıyorsun. Evirip çevirmiyorsun. Gazetede okuduklarımdan çoğunu anlamıyorum. Başlıkları okuyup geçiyorum. Bulmacaları güzel oluyor. Doktorlarda diyormuş . Unutmamak için bol bol bulmaca çözün diye ... Ben en çok çengel bulmacayı seviyorum. Bir de su doku hoşuma gidiyor. Sende çöz emi kızım bak beyine yararlıymış.'' Kayınvalidem arada kalp çarpıntısından şikayet etmeye başladı. Ailemizin büyükleri doktora kontrole götürdüler. Anjuo olması gerektiğine karar verildi. Gün tarih ve saat verildi. Kayınvalidem sabah erken kalkardı. Hiç uyku sevmezdi. Bir hafta boyunca sessiz sakin sabahları geç kalkan bir kadın oluvermişti. 

Benim yüzüme bakıyor. Sanki bir şeyler söyleyecek fakat söyleyemiyormuş gibi arkasını dönüp gidiyordu. 

Anjuo tarihi geldi çattı. Annemi ben uyandırdım. Sanki kötü bir davranışım olmuşçasına  bana ters ters baktı. Ne oldu bile diyemiyordum. Eşyalarını hazırladı. Çözülmeyen bulmacasını çantasına koydu. Ayakkabılarını giydi. Tam çantasını eline aldı. ''Annee!'' dedim. ''Bana bir şey demeyecek misin ?'' Döndü gözleri dolmuştu. Tek bir cümle duydum. '' Hakkım sana helal olsun kızım '' dedi. Yüreğim burkuldu. Sarıldım. Annemi en son görüşüm oldu. 

Anjio sonrası kalp durması sonucu yoğun bakıma alındı. Entübe edildi. 1 Ay yoğun bakımda kaldı. Vefat etti. Annemin dediği gibi vasiyetini yaptım. Yıkanırken de son yolculuğuna hazırlanırken de yanındaydım. 

İş konusunda da sözümü tutmaya çalışıyorum. Her defasında doğru, tarafsız yazılarım ses getirmeye devam ediyor. İş yerimden ayrıldığım halde Anneme ve Kayınvalideme verdiğim söz aklıma geliyor. Ayaklarımın üzerinde cesur kalem olmaya devam ediyorum. 

Yüreğim hala onlarla beraber atıyor. Hiç gitmemişler gibi hep yanımda hissediyorum. Elleri hep omuzumda ve ben de bir gün bu dünyadan giderken onlardan bir eser bırakacağım. 

Kitabım için kısa hayat öykülerimi derliyorum. Annemlere Cesur Kalem'den bir anı kalsın istiyorum. 


21 Mart 2022 5-6 dakika 1 öyküsü var.
Beğenenler (6)
Yorumlar (12)
  • 2 ay önce

    Sevdiklerimize bırakabileceğimiz en güzel miras kendi kalemimizden dökülen, duygularımızla derleyip topladığımız bir kitap. Hayali bile mutluluk verici. Yolunuz açık olsun.

    Tebrik ederim 👏 👌

  • 2 ay önce

    Güne düşen değerli yazı ve şairini kutlarım.

  • 2 ay önce

    Vefa en büyük erdemlerden biridir insanda olması gereken edinene ne mutlu Kutlarım Ebru hanım

  • Tatlı sularla beslenen ak köpüklü çaylar duruluğunda akıcı bir uslüp. Kutlarım Ebru hanımefendi, yeni öykülerinizi görmek dileğiyle esen kalın.

  • 2 ay önce

    yüreğinize sağlık.Okurken duyguyu hissettim.Çıkacak kitabınız için başarılar.