Gecenin Sessizliğinde

Severim köylerin gece yaşantısını. Biz şehirlerde oturanlardan daha şanslıdırlar köylerde yaşayanlar; gökyüzünün tek sahibidirler çünkü. Işıklandırmaların yansımalarından ürküp saklamaz sınırsız siyah kubbe kendini. Yerler değil, sonsuzluk ışıl ışıldır köylerde.

Balkonumda doya doya izleyemiyorum sınırsız güzelliği. Her yanda parlak ışıklar toprağı, asfaltı, betonu ışıtıyor. Başımı yukarı kaldırdığımda sadece bir siyahlık... Bunca ışıktan gözü kamaşmış ve çekmiş kara perdelerini güzelim Samanyolu.

Hani Ay? Yıldızlar nerede?

Kucaklamak istemiştim oysa o güzellikleri bu gece. Ruhumla sarmayı, sahiplenmeyi arzulamıştım. Ne çare? Teknolojinin süslü bohçasına eklenmiş kötü bir yamalık bu neonlar, floresanlar, aydınlatmalar.

Aydınlıktaki kara ruhları istemiyorum ben! Karanlığı ışıtan kıpır kıpır yıldızların can verdiği ruhlara bütün özlemlerim.

Dar geldi balkon bana; çıktım dışarı. Saat gece yarısını az geçe... Yürüdüm nereye olduğunu düşünmeden. Ayaklarıma hükmeden beynim önde, vücudum az geride... Ya duygularım? Onlar beklemede...

Epeyce yol almışım; hem de ayaklarımda yorgunluk hissetmeden. Yol kenarında bir bank görüyorum ilerde. Tam da aydınlığın bitip güzel bir karanlığın başlayacağı kesişim noktasında. 'Hani beyaz iplikle siyah ipliğin ayırt edildiği nokta' derler ya; tam da öyle bir yer işte...

Huzura, Küçükayı'ya, Büyükayı'ya, Kutupyıldız'ına, sonsuz Samanyolu'na yürüyorken sevinçle; oturup dinleneceğim ve kendimle kalacağım banka adım adım yaklaşıyorum.

O da ne? Gerilerde bank bir karaltıyken; şimdi bankın üzerinde beyaz giysili bir karaltı var. Yaklaşınca görüyorum ki; benim gibi, ruhları karartan şehrin aydınlığından kaçmış, o da yıldızların huzurlu aydınlığına sığınmış bir kadın. Gülümseyerek yaklaşıyor, oturuyorum yanı başına...

-Oturabilir miyim?

Hafif bir gülümseme dudaklarında...

-Şu an yaptığınız ne?

Haklı! İzin almadan oturmuşum doğanın ve sonsuzluğun içime işleyen büyüsüyle.

-Siz de mi kaçıp geldiniz buraya?

-Kimselerden kaçmadım; kendimden kaçarken burada buldum bedenimi. Belki siz gelecek olduğunuz için bu tesadüfi tabloyu yarattı yaradan...

Düşündürdü bu söz beni. Hep böyle düşünürdüm ben de. 'Hiçbir tanışma, hiçbir karşılaşma tesadüfi değildir ve bir yaşanmışlığa zemindir' derdim hep.

Bir şeyler konuşmam gerekiyordu. Öyle ya! Madem tanışacaktık... Baktım gülümseyerek ve konuştum:

-Hadi bir yıldız seçin kendinize. Sonra bana da seçin bir tane.

-Önce size seçeyim, sonra kendime... Olur mu?

-Neden olmasın?

-Siz şu ilerdeki Küçükayı yıldız kümesinin tamamı olun.

-Ya siz?

-Ben de Kutupyıldız... Sizin ayrılmaz parçanız olayım ve siz hep bana, aynı yöne bakın. Olmaz mı?

Ne güzel bir bakış açısı... Günlerce şu bankta otursaydık, böylesi güzel öze varabilir miydik milyarlarca sözcükler arasında?

Tuttu elimden ve kalktı ayağa...

-Gidiyorum!

-Nereye? Yeni başlamıştık...

-Yüreğinize... Hatta yüreğine. Burada geçici bir süre konuşuruz; oysa ben yüreğindeyken sürekli yanında olurum. İstemiyor musun yoksa?

-İstiyorum! Hem de çok...

Kayboldu birden.

Yüreğim hafiflemiş ve mutluluk enerjileri yayıyordu ruhuma. Sonsuzluğun sınırsız ödülüydü bana. Mutluydum... Huzurluydum...

Gecenin sessizliğinde.

Turgay Coşkun

Yorumlar (1)
  • Gece kimi zaman arkadaş kimi zaman dost. Ne gizemler var gecenin o simsiyah bazen de koyu lacivert renginde... Bir yıldız kayar kimi feza da bir dilek tutarsın ve yaşadıklarını özümser de bir lokmada güzellikler yutarsın. Böyle geçip gider hayatın karanlıkları aydınlık olur gece de... Kutluyorum güzel bir yazıydı güne yakışan...👍