Göl

Doğrusu o gün yine aynı hisleri yaşıyordu.

Hislerinin fiziksel belirtileri iyice çekilmez hale getirmişti yaşamını.

Saat on bire yakındı ve kendisini son derece kötü hissediyordu. Belki hepsi baştan sona birer kuruntuydu ancak öyle bile olsa o bunun farkında değildi ve içi günden güne bunalıyordu.

Gözlerini kapadı. Bir ormandaydı. Her yerde kök salmış iri çınar ağaçları vardı.

Bir baykuşun uğultusu duyuluyordu derinliklerden.

Etrafta her varlığı gizleyen esrarengiz bir sis vardı ki bu ona ürperti veriyordu.

Birkaç metre ötede bir göl vardı. Bütün dinginliğiyle göl kendi başına bir âlemmiş izlenimini veriyordu.

Ağaçların suyun yüzeyindeki akisleri ve sisin bu yansıyı bir boya gibi kaplaması…

Gölün diğer tarafında ölüm bekliyor olabilirdi onu. Veya karanlık.

Bunlar onun dünyasında oldukça muhtemel olasılıklardı.

Kaldı ki evrende bir mistik gücün de varlığına inanan biriydi ve burada fazlasıyla mistik varlık vardı.

Mesela şu baykuş uğultusu…

Bilgeliğin haykırışını yapıyor olabilirdi. Hakikati ürpertici bir ses tonu ve ritimle derinlere yayıyordu.

Evet evet şu baykuş veya baykuşun sesi Tanrı’dan bir parça olabilirdi.

Ya da hemen karşısında sessizce duran gölün içinde Tanrı yatıyor olabilirdi.

Ağaçlardan hatta kendinden bile şüphe ediyordu.

Kendisi bile bir Tanrı olabilirdi. Ya da… bilmiyorum.

Metin-içi gerçekliği bilir misiniz?

Metin-içi gerçeklik metin-dışı gerçeklikle ilintilidir bana göre. O da öyle düşünüyor.

Metin-içi gerçeklik dış gerçekliği doğrudan etkiler hatta yönlendirir.

Kaybolmuştu aslında çünkü orman çok karanlıktı bir o kadar da sisli idi.

Neden gelmişti ki buraya ayrıca?

Ya da kim getirmişti?

Doğrusunu söylemek gerekirse burda olmaktan inceden inceye bir haz duymuyor da değildi.

Ordaki, ordaki geçen gün rüyasında gördüğü yılan değil miydi?

Belki de Tanrı odur diye içinden düşündü.

Sonra içindeki başka bir ses cevap verdi.

Hadi ordan canım! Yılandan Tanrı olur mu hiç?

Neden olmasın? Yılanı bir Tanrı gibi düşünmek birilerini rahatsız edebilirdi o yüzden hemen bu düşüncelerinden uzaklaşıp gölden özür diledi.

Sahi, neden gölden özür dileme gereği duymuştu?

Sanırım fazla asil durduğundan yani Tanrı olmak için en büyük aday gibi göründüğünden.

Gerisin geri yürüdü.

Odasına girdi. Piposunu doldurup yakmak için hazırladı. Pipo içmeyi severdi. Sevdiği ender şeylerden biriydi.

Piposundan çıkan tütün dumanı odanın içinde dans etmeye başlayınca seyre daldı.

Sonra ayağa kalkıp onunla dans etmeye başladı.

Duman bir kadına dönüşmüştü.

Üzerinde bolca bir gömlek vardı ve yakası yarıya kadar açık olduğu için iri memeleri fazlasıyla belirgindi.

Uzun eteğinde ise en yukarıya kadar iki derin yırtmaç vardı.

Adın ne senin?

Şehnaz.

Kadın tıpkı az önceki pipo dumanı gibi odanın içinde süzüle süzüle dans etmeye başladı.

Bizimki kadının şehvetli görünüşüne dayanamadı. Onunla birlikte ahenk içinde dans etmeye başladı.

Kadın o kadar narin bir akışa sahipti ki ayak uyduramadı.

Ve hızla dışarı çıkıp koşar adımlarla göle doğru ilerlemeye başladı.

Uuuu, uuuu…

Baykuşun uluması adımlarını hızlandırmasını sağladı.

Gölün kenarına vardığında nefes nefese kalmıştı.

Başını kaldırdığında gördükleri onu daha da ürkütmüştü.

Kadın, baykuş ve Tanrı onun mezarını kazıyorlardı.

Veli İnal

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış