Gülistan

Ayşe ve Gülistan kendi hallerinde fakir bir ailenin iki kızıydı. Onların hikâyesi babaları öldükten sonra başladı. Tekdüze hayatlarındaki ilk değişiklik; bugüne kadar sadece bayram ve düğünlerde gittikleri, dedesinin yaşadığı kasabaya anneleriyle birlikte taşınmalarıydı. Çok sevdikleri babalarını, acı tatlı hatıralarını geride bırakarak gelecekten umutsuz yola çıkmışlardı. Zamanla bu duygularında ne kadar haklı olduklarını çok acı anlayacaklardı. Her iki kardeşinde yeni geldikleri bu kasabada fazlaca tanıdıkları olmadığından günlerini kendi aralarında geçirirlerdi. Bu yalnızlıktan Gülistan iyice sıkılmaya başlamıştı. Ama çaresizlik ve kimsesizlik onları bugüne kadar edindiği arkadaş ve dostlarından ayırmıştı. Gün geçtikçe Gülistan sık sık hastalanır olmuştu. İlk zamanlar annesi ve kardeşi bu durumu hava değişikliğine, arkadaşlarından ayrı kalmasına yorup, pek aldırış etmemişlerdi. Ancak günler geçtikçe Gülistan'ın durumu daha kötüye gidiyordu.
Anneleri Gülistan'ı alarak en yakın ilçe Devlet Hastanesine götürdü. Gülistan, doktorların yaptığı tetkiklerin sonucunda hastaneye yatırılarak tedavi altına alındı. Uzun tedavinin sonunda iyileşen Gülistan taburcu edildi. Çıkışta doktoru kullanması için ilaç yazdı ve hastalığı ile ilgili yapılan tedavide kullanılan ilaçlarla birlikte; yapması ve dikkat etmesi gereken hususları belirten bir rapor yazarak Gülistan'a verdi.
Gülistan; kendisine verilen reçetede yazan ilaçları almak için eczaneye giden annesini hastane önünde beklerken; doktorun yazdığı raporu okuyordu ki birden olduğu yere yığıldı. Gülistan'ın durumunu fark eden hasta yakınlarından biri Gülistan'ı kucakladığı gibi Acil Servis'e götürdü. Doktorların müdahalesinin ardından Gülistan gözlerini tekrar açtı. Bu arada annesi de elinde ilaçlarla geldiğinde kızını bıraktığı yerde bulamadı. Şaşkın şaşkın etrafına bakınırken; kızının hastalandığı ve orada bulunan insanlar tarafından Acil Servise yatırıldığı söylenmesi üzerine anne feryadı figanı basarak tekrar müşahede altına alınan kızına koştu. Kızını hasta yatağında gören çaresiz, zavallı annenin gözlerinden akan gözyaşları iki yanağından sel olup aktı.
Doktor neden bayıldığını sorduğunda, Gülistan'ın solmuş olan rengi iyice soldu ve başını öne eğdi. Hiç bir şey söyleyemedi. Ancak doktor tekrar tekrar sorunca başını kaldırıp gözlerinden akan yaşlarla
-'Doktor bey; benim epikrizimde hiç evlenmemem gerektiği ve evlenirsem de hayatımın sonu olacağı yazıyordu' dedi.
Doktor kendine has üslubuyla kızı ikna etmeye çalışırken anne de daha fazla dayanamayarak olduğu yere yığıldı. Doktorlar hemen müdahalede bulundu. Beş on dakika sonra anne gözlerini açtı. Daha sonra doktor her ikisini de karşısına alarak evlenmeden de yaşanabilineceğini ve mutlu bir şekilde hayatın devam ettirilebileceğini anlattı ve onların ikna olduklarına kanaat getirdikten sonra taburcu işlemlerini yaparak evlerine gönderdi.
Yıllar içinde anne ve kız bu durumu sır olarak sakladılar.
..................................................................................................................
Hiçbir şeyden haberi olmayan mahalle bakkalı öksüz Ali, her sabah ekmek almaya gelen Gülistan'a aşık olmuştu. Bir gün Ali sevgisini ve ondan hoşlandığını eğer kendiside uygun görürse evlenmek istediğini Gülistan'a söyledi. Gülistan bu teklif karşısında şaşırmış gibi yaptı çünkü o da Ali'ye karşı içinde bastıramadığı bir hisle doluydu. Düşünmesi gerektiğini belirtip bakkaldan ekmek elinde çıkıp gitti. Durumlarını her ikisi de annelerine açar. Gülistan'ın annesi bu evlilik talebine karşı çıktı. Çünkü ellerlindeki raporda evliğinin tehlikeli olduğu ve ölümle neticelenebileceği yazılıydı. Bu durumu sadece Gülistan ve annesi biliyordu. Gülistan annesine bu durumdan hiç kimseye bah-setmemesi yönünde sıkı sıkı tembih etti. Birkaç gün sonra Öksüz Ali'ye teklifini kabul ettiğini söyledi.
Her şeyden habersiz sevgisinin esiri olmuş Öksüz Ali, Gülistan'ı istedi ve düğün hazırlıklarına başladı. İki öksüz âşık kendiişleri ile meşgul iken, Gülistan'ın kardeşi Ayşe de üniversite imtihanına hazırlanmakta idi.
Öksüz Ali mütevazı düğününün sonunda sevdiği, gönül verdiği Gülistan'ı al duvak içerisinde yeni döşedikleri eve gelin getirir. Gerdek gecesi Gülistan birden hastalanır. Öksüz Ali bir panik ve korku içerisinde Gülistan'ı hastaneye yetiştirir; doktorlar Gülistan'ın tedavisinin ilçede yapılamayacağını ancak Üniversite hastanesinde yapılabileceğini söyleyince Öksüz Ali'nin sıkıntısı ikiye katlandı. Çünkü Ali'nin sosyal güvencesi yoktu. Gülistan evlendiğinden babasının sağlık yardımından faydalanamıyordu cebinde parası da yoktu. Zaten düğünü borçla yapmıştı. Doktor hastanın sevk işlemlerini yaparken; ailede ne yapıp ne yapamayacaklarını kendi aralarında tartışıp en son Ayşe'nin sağlık karnesi üzerinden tedavi yaptırmalarına karar verdiler. Bu düşüncelerle Gülistan'ı üniversite hastanesine yatırdılar ama tedavi iyi sonuç vermiyordu. Gün be gün hastanın durumu kötüye gidiyordu. Anne Gülistan'ın durumunu bildiğinden endişesi iyice artıyordu. Hasta hastanede yatışının yedinci günü, gece yarısında hayata gözlerini yumdu. Aile gözyaşları içerisinde sabah cenazelerini alıp memleketlerine götürdüler. Gerçekte ölen Gülistandı ama resmi belge üzerinde ölen Ayşe idi. Artık Ayşe yoktu öldüğünden nüfus kayıtlarından da düşmüştü.
Ayşe ablasının düğününden önce üniversiteye giriş imtihanlarına katılmıştı ve çok iyi bir sonuç bekliyordu. Gülistan'ın toprağa verilişinin üçüncü günü postacı Ayşe'lerin kapısını çaldı ve müjdesini istedi. Gözün aydın hanım kızım ADMM Üniversitesi Mimarlık bölümünü kazanmışsın dedi. Ancak Ayşe hiç sevinemedi çünkü babasından sonra ablasını da kaybetmiş ve aynı zamanda da kâğıt üzerinde öldüğünden mimarlığı kazanmanın hiçbir manası kalmamıştı. Ayşe iki hafta sonra acısını içine gömerek yaşadığını ispat etmek ve yaptıkları hatayı düzeltmek için mahkeme yollarında düştü.
Ne olursa olsun hayat devam ediyordu.

16 Ocak 2011 5-6 dakika 39 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar