İncir Ağacı Çiçeği

Pazartesi-7.40

Tik tak... Tik tak... Tik tak...

Sabahın erken saatlerinde boy aynasına bakarken buluyorum kendimi. Daha uykusundayken bu şehir erkenden çıkmam gerek. Çantamı kollarımın arasına aldığım gibi atladım sokağa. Hafiften okşuyor saçımı gündüz meltemi... Etrafta kuşların bağrışmaları... Palmiye ağaçlarının arasından okul gözüküyor. Kahverengi duvarların arkasında yüzlerce hukuk öğrencisi. Adaleti öğrenip uygulamak... Zor iş... Neyse girmeden önce bir kahve alıyorum kantinden. Biraz acımsı ama sıcak... Ve ayakkabılarımın sessizliği yaran o tak takları ile geçiyorum okuma salonuna... Kimseler yok. Biri dışında... Ampullerin açılıp kapatıldığı dolabın hemen önündeki sırada biri vardı. Bozmadım ordaki sessizliği. Geçtim geniş masalardan birine başladım derse.

Bilirsiniz... Hani bazen dalıp gitmeler olur. Öyleydim... Kasım ayının kasvetli havası çökmüştü üzerime. Yavaştan dolmuştu okuma salonu. Sonra kalkıp hava almak istedim. Çıkarken yine aynı kıza denk geldim. Göz göze... Anlamsızca kalp atışlarımda gariplik hissettim. Umursamak istemedim. Tesadüf deyip geçtim belki de...

Zaman, akşama gebe gibiydi... Yorulmuştum. Kalktım yurda dönmek için. Fakültenin arka kapısına doğru ilerledim. Dalmışım müzik âlemine... Duvardaki silüetlere baka baka ilerliyorum. Adımımı sararmış yapraklar ile dolu çıkışa attığımda yine gördüm kendisini. Sonra yan yana durağa kadar ilerledik. Konuşmuyorduk... Yakın gibiydik ama uzaktık... Sonra o sağa ben sola döndüm. Yurda varır varmaz ise uyuyup kalmıştım.

Salı- 6.30

Bu sefer farklı uyandım. Güneşin ilk ışıkları vuruyordu yüzüme. Yine çıktık erkenden... Sanki koşarcasına varmıştım okula. Yine aynı kız... Yine aynı yer... Yine aynı şeyleri yaşadım. Çekiniyor muydum konuşmaktan bilmiyorum. Topu topu birkaç kişiyi tanıdığım fakültede yalnız olduğumu hissetmek acı oldu biraz. Bazen saçmalıyor gibiydim... Altı üstü bir kız. Bir iki kere denk gelmekle bir şeyler olacağını düşünmek yakışmazdı bana... Yine aynı saatte çıktık. Yine aynı yollar yine aynı sessizlik yine aynı ben yine aynı o... Karardı gökyüzü...

Çarşamba- 8.50

Bugün uyanırken yorgundum. Düşünmekten olmalı dedim kendi kendime. Boy aynası yabancı geldi bana. Belki de inanmak istemiyordum yansımama. Bilemiyorum... Neyse okula gidesim gelmedi. Görmek istemiyordum. Korkuyordum belki... Belki de kaçıyordum kaderimden. Bilemiyorum...

Milkbara gidip sıcak çikolata içesim geldi. Mekâna geçtim... Sağdan ikinci masa... Yok artık. Tesadüfe inanmayan biriydim. Ama böylesi zor geliyordu artık. Aynı tebessüm aynı tatlılık oturuyordu öylece. Olur ya hani bir an vardır. Göz gele geçip ani kaçma... Hani bir hissi vardır o anın. Öyle rahatlatıcı öyle huzur dolu... Öyleydim. Çekinmedim. Gidip tanıştım. Gülüp eğlenerek geçti zaman. Kalktık... Çimlerin ağaçların arasından geçtik. Banklarda daldık uzaklara. Güzeldi... Mutluyduk... Sessiz bir aşk gibiydi bizimkisi. Bilemiyorum. Sonra kalktık. Bir kitap tutuşturdu elime. İncir ağacının çiçek açtığı gün buluşalım dedi... Dokundum ağırdan yanaklarına... Yandım. Kayboldum o gözlerde. Olur, dedim masumca. Sonra o sağa ben sola gittim. Dönmedim arkamı... Hiç bilemedim onun dönüp dönmediğini... Karardı yine bu şehir. Sokak lambaları mesaiye başladı. Yurda varır varmaz attım yatağa kendimi...

Pazartesi - 7.40

Off.. Başım çok ağrıyordu. Ani uyandım yine. On dk geç kalmıştım alarma göre. Terlemiştim. Neydi gördüklerim... Sahi rüya mıydı? Neydi onlar... Hatırlamaya çalışıyorum gelmiyor aklıma hiçbir şey... Sadece... Sadece tek bir şey kalmıştı aklımın en ıssız köşelerinden birinde. İncir ağaçlarının çiçek açmadığı çınlıyordu durmaksızın... İncir ağacı? Bilemiyorum neden aklımda... Ne yaşamıştım ben... Ne bekliyordum incir ağacının çiçek açmasını... Bilemiyorum.

19 Mayıs 2022 3-4 dakika 17 öyküsü var.
Beğenenler (4)
Yorumlar (2)
  • 2 yıl önce

    Güne düşen değerli yazınızı kutlarım Hasan bey, İncir ağacı neden çiçek açmaz? bir sürü hikaye var... Güzel bir deneme okudum...