İspanyol Meyhanesi

ÜTOPYA'Gerçek değil;HAYAL!'



Ah Mariana...Ah!
Keşke seni tanımasaydım.
Hiç görmeseydim. Bu kadar sevmeseydim. Kulaklarım zil sesleriyle çınlamasaydı. Endülüsün o kısrakları hiç kişnemeseydi. Nal sesleri şıngırdamasaydı. İslam'ın güçlü neferleri İspanya'ya çıkmasaydı. Tarık Bin Ziyad Boğaza adını vermeseydi. Gırnatada o şuh güzeller sizleri karşılamasaydı. Evlerinin baş köşelerine buyur etmeseydi. O halkına zulmeden pis sakallı keşişler hiç sırıtmasaydı.'Din elden gidiyor!'diye, çığırtkanlık yapmasaydılar. Halk sokaklarda İslam Ordularını çiçeklerle karşılamasaydı. Kurtarıcı olarak İsa Mesih yerine Tarık Bin Ziyad'ı görmeseydi... Olmaz mıydı?
Ama hepsi oldu Mariana. İslam Orduları İspanya'ya çıktı. Endülüs Devletini burada da kurdu. Bütün Avrupa ve Haçlı bunu tanıdı. İstemeseler de düşman içlerine kadar girmişti. Ama şimdilik yapacakları duadan başka bir yol yoktu. Boyunları bükük kara cüppeleri içinde bekleyeceklerdi.
Gelen yiğitleri tanıdılar...
Ben de seni tanıdım. O İspanyol Meyhanesinde ne güzel müzik sesleri geliyordu. Zil seslerine ayak ritimleri karışıyordu.Sanırdın ki; Osmanlı Akıncıları Viyana'ya doğru dörtnala, kartal kanatlarını açmış at sürüyorlardı... Zafere giden yolda her şey hazırdı. Çile de çekilecekti. Ya sabır da çekeceklerdi! Beyler Beyi haykırıyordu;
---Durmak yok... İleri!Zafere kadar yolumuz var.
Kafam karma karışık. Kulaklarım çınlıyor. Ayaklarıma hakim olamıyorum.Koşar adım içeri dalıyorum.
Burası Almanya'da bir meyhane...
İspanyol Meyhanesi.
---Aman Tanrım diyorum; Benim İspanyol Meyhanesinde ne işim var? Neden kulaklarım çınlıyor? Niçin ayaklarım buraya çekiyor? İçeride şuh kahkahalar atan İspanyol güzeli de kim?
Beş on kişi masalarda oturuyor. Yavaştan yavaştan müziğin ahengine uyarak kafa demliyor. Sahnede sen... Ardında çalgıcılar. Vira çalıyor. Ellerinde ziller. Pileli eteklerinle.... Topuklu ayakkabılarla, durmadan dönüyorsun. Sen... Benim için bir rüya gibisin. Gözlerimin önünde dönüyor, dönüyorsun. Benim de başım dönüyor.
Tak tıkıdık tak!... Tak şıkıdık tak! Ayaklar, ellerle birlikte, zil sesiyle iniyor, kalkıyor. Arada bir taaak..diye yere vuruyor. O zaman bütün çalgıcılar duruyor ve bekliyor. Zil sesiyle tekrar başlıyor.
Gözlerim sanki büyülenmiş. Senden ayrılmak istemiyor. Beynim durmuş.Ben de öylece bakıyorum.
--- Aman Allahım!..Bu güzel de kim?Ne kadar güzel dönüyor. Müzik mi ona göre çalıyor, o mu müziğin ritmine ayak uyduruyor? Belli değil. İnsanı kendine doğru çekiyor. Mevlana gibi;'Kim olursan ol, gel!'diyor. Gel!..
Birden bana bakıyor.
---Otur der gibi, gözlerini kırpıyor. Büyülenmiş gibi itaat ediyorum.
En öne geçiyorum. Boş bir masaya oturuyorum. Dalgın ve düşünceli ona bakıyorum. Ben hayatımda hiç böyle güzel görmedim. Melek desem melek değil,insan desem hiç değil!
---Peki, kim bu güzel?
Gösteri bitiyor. Öylece baka kalıyorum. Nereye gitti acaba?... Bir daha çıkacak mı? Tekrar görecek miyim?Ben, beynimde türlü yorumlar yaparken birden sahnenin ardından dışarıya çıkıyor. Elbisesini bile değişmemiş. Kostümü öylece üzerinde... Koşar adım yanıma geliyor. Bozuk Türkçesiyle konuşuyor;
---Sen kimsin?
---Ben Türküm, diyorum! Ya sen kimsin?
Lafı fazla uzatmadan cevaplıyor;
---Ben Mariana... Maria değil ha... Mariana... İspanyolum.Burada gösteriye çıkıyorum.
Dalgın bakışlarla onu dinliyorum. Neden sonra aklım başıma geliyor;
---Ne içersin diyorum?
---Kırmızı şarap, diyor! 'Türkçe bağırıyor!' Kırmızı şarap getirin.
Kendi kendime, hırsımdan mı, sevincimden mi bilemiyorum ve gülüyorum.
---Neden gülüyorsun,diyor?
Ben de bahane hazır;
---Bunlar Türkçe anlar mı?
---Anlar, diyor. İspanyolların çoğu Türkçe anlar. Senin beni sevdiğin gibi, bizler de Türkleri severiz. Sık sık Türkiye'ye de gideriz. Onun için çoğumuz Türkçe biliriz.
---Hayret ediyorum, benim O'nu sevdiğimi nereden anladı?
İçimden geçenleri okuyor. Düşündüğüm her şeyi biliyor. Daha düşünemiyorum. Öylece baka kalıyorum.
Uzun süre susuyorum. O içiyor. Ben O'na bakıyorum. Bir şey demeden. İçmeden... Neden sonra başını kaldırıyor;
---Sen içmiyor musun,diyor?
---Yok,diyorum. Ben Türküm ve Müslümanım. Müslümana içki haram.
Bu kez o gülüyor.
--- Ya unuttum, diyor. Şarap size haram.
---Evet, diyorum. İçki bize haram.
---Su ya da başka şeylerde mi haram?
---Yok diyorum. Normal içecekler helal. Bir gazoz içebilirim.
---Bir gazoz, ya da su diyor.
Bir bardak ve bir şişe gazoz geliyor. Ben de yavaş yavaş gazoz içiyorum.
Sonrası mı?..
Gerisini hatırlamıyorum.
Aradan yıllar geçti. Almanya'da o İspanyol Meyhanesi'ni ve bir de Mariana'yı hala unutamıyorum. O şen şakrak, Türk'e benzeyen siyah gözleri, uzun siyah saçları ile bu kadın hiç aklımdan çıkmıyor. O günü hatırladıkça derin bir iç çekiyorum.
--- Ah Mariana...Ah!
Keşke seni hiç tanımasaydım. Bu kadar çok çile çekmezdim sanırım!
--- Çile benim kaderim galiba diyorum.
Bir İspanyol Meyhanesinde tanıdığım ve bir İspanyol güzeli olan Mariana.
Senin kadar Türkçe Sevdalısı olamadığım için;
--- Kendimden kahrediyorum. Utanıyorum.
Affet beni Mariana, affet!...

30 Mart 2015 4-5 dakika 28 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar