İstiridyenin Hiçi

Bir istiridye günün birinde adına “Her şey” diyebildiği bir insana âşık olmuş. Nasıl olmasın? En derin yosunların kendisini kardeş bildiği bir dünyada kendisinden ve yosunlardan güzel birinin olduğunu fark etmiş. Hayat sadece denizlerden ibaret değilmiş. Kabuğunda saklı bir yaşamak yokmuş yalnızca hayatın. Ayaklarının dibinde ölmemek için direnip nefesini tutar gibi yaşıyormuş o birini görünce; minik istiridye… Ne yapsın? Onun evi denizi… Karaya adım atabilir mi hiç?

Sevdiğinin ayaklarının dibinde onun bedeninin evinde can buluşuyla güne başlarmış her yaz. Sonra mevsimler birbirini kovalamış, sonbahar yaprakları telaşlı dökülüyor derken istiridyenin sevmediği o mevsim gelmiş. Önümüz kış…

Artık sevdiğinin ayaklarını dahi hissedemeyeceği bir mevsim… Onun evine gelemez, onun dünyasında yüzemez, onun dünyasında kollarını dolayamaz hayatına. Hiç konuşmamışlar, adını bile bilmiyormuş o birinin. Hiç tanışmamışlar. Ama nerede görse tanırmış; onca kalabalığın arasında. Onu ezmekten korkan ayaklarının dibinde bir canlının var olduğunu bilerek adım atan o biri sevilmez miymiş hiç?

Gel zaman git zaman minik istiridyenin yine o aşkla bağlandığı mutluluk mevsimi gelmiş; önümüz yaz…

Gülümsüyormuş istiridye; kavuşacakmış o birine, sevdiğine. Gelmiş, gelebilmiş tekrardan onun evine.

Gelmiş gelmesine ama yanında bir başka güzelle. Üstelik bu kez ona basıp basmamak onu incitip incitmemek hiç umurunda olmadan. Kahkahalarıyla, mutluluğuyla ve canıyla onun evinde bir başkasıyla… Minik istiridye gözyaşlarını dökmüş; kendi evine, kendi yuvasına…

Evi kabarmış, denizler taşmış; istiridye kendi evinde boğulmak istememiş, bir asaleti varmış, bir hatırı varmış bunca senenin. Karaya çıkmış, hiç bilmediği o yere. Gözyaşları peşinden gelirken önce kumu, sonra biraz daha giderek denizden uzak olan o caddeyi ıslatmış gözleriyle. Kendi gözyaşlarıyla bir süre idare etmiş, öz suyuyla yıkanmış. En sonunda dayanamamış o kadar uzun süre susuzluğa, evinden uzak olmaya; o birinin ayağının dibinde can vermiş. O birinin adı minik istiridyenin ölümünden sonra ‘Hiç’ olmuş. Birini her şey yapan, o birine verilen değerdir aslında. Değeri elinden alındığında ya da değerinin aslında bir başkasının varlığıyla var olmayacağı anlaşıldığında ‘Her şey’ ‘Hiçe’ döner.

Hiç, evlenmiş bir başkasıyla. Çocukları, bir yuvası, bir yaşantısı olmuş. Tekrar gitmiş o denize; bu kez çocukları basmış umursamadan bir istiridyeye. Deniz karaya, kara denize küsmüş.

Neden küsmesin? Gökyüzü dile gelmiş sonra; deniz ile bütünleştiği bir anda. İstiridyenin kabahati sevmek değildi birini; istiridyenin asıl kabahati kendi evinden birini değil de bir başka dünyadan bir insanı sevmesiydi. Kalbin yönünü bulamadığı her dönemeç bir sonraki çıkmaza tekabül eder.

İstiridye, hiçine zaten kavuşamazdı çünkü aslında onun her şeyi değildi. Hiç, kendi her şeyine kavuşmuştu zaten bir başkasına her şeyim diyemezdi. Bazen yollar ne kadar süratli gidilirse gidilsin varılan yol herkesle aynıdır. Kader birliği der buna hayat. Bazen de yollar ne kadar yavaş gidilirse gidilsin varılan yol hiç kimseyle aynı değildir. Ayrı yollar birliği der buna hayat.

İstiridyenin sağ çıkma ihtimali birinin onu yaşatmasına bağlı değildi. Kabul etmekte zorlandığımız bu belki. Hep birileri, bir şeyler, başkaları kurtarsın istiyoruz bizi. Kurtulmak için yolun bize bağlı olduğunu unutarak…

18 Aralık 2021 3-4 dakika 77 öyküsü var.
Beğenenler (2)
Yorumlar