Kanlı Ay

                                      BÖLÜM BİR                 

                                  'UMUTSUZLUK'

*Kalbinin katran karası balçığında boğulmak gibidir kendine duyduğun öz güven duygusu..*

Damarlarında gezen acıdan yoğurularak çekilmiş damlalar düşüvermişti etrafa.

Kendi sessizliğin içinde boğuluyordu, kimsenin ruhu dahi duymuyordu.

Her hangi birileri, kendilerinden birer parça teninden kaldıramayacağı kadar derinden iz bırakmıştı.

Kimlerde kalıyor, canını acıtan kendi cinsinin kendisine kattığı açılmış yaralarının asıl dermanı olacak bir kabuk bağlayışı.

Kendini kaybetme vurgusu içten içe sinmişti insanların içine. Sinsice entrika yöntemlerini köhne sokak karartıları misali ruhlarımıza yük olup bindirmemişler miydi kendi omuzlarımıza.

Vücuduna bir ürperti esip geçmişti teninden aşağıya kadar, tıpkı yağda kayar gibi hızlıydı.

Ellerinde tuttuğu isteksizce son kitabını, daha saniyeler önce çalan zilin bizlere dersin bitişini bildiriyor oluşundan çantasına koymakla mükellefti.

Sınıftaki öğrencilerin bir çoğu kendisi gibi toparlanmakla meşgul oluyorken, dersin bitmesine sevinenler ders sırasında çoktan toparlanıp gitmişlerdi.

İnce kısa parmaklarıyla çantanın fermuarını kapatmak için olabildiğince hızla harekete geçmişti.

Her zaman olduğu gibi farklı bir gün yaşayamamışlığına, devamlı aynı günleri tekrar yapıyor oluşuna ayağa kalkıp uzaktan uzağa moral alkışı tutuyordum.

Sırt çantanın tutacak kopçasını sağ omzuna emanet gibi takmasıyla apar topar sınıfın kapısından dışarıya çıkmıştı.

Alelacele adımlarını atan ayakları ara sıra birbirlerine dolanarak sarhoşlar gibi sendeliyordu.

Başı sürekli olarak etrafa her döndüğünde saçlarının bir kısmının yüzüne değişini umursamadan ilerliyordu. Gerginlikten kuruyan dudaklarını yor yordamıyla diliyle ıslatıp sürekli olarak yutkunuyordu.

Korkunun saniyelerinin senaryosu yazılmış, kalem tutan ellerimden bir bir ortaya dökülüyordu korkusuzca...

Gözlerini fıldır fıldır bulunduğu etrafına dolaştırarak bir nebze olsa kalabalık oluşuna şükür ediyordu.

Korkuyordu...

'Yine onlara yakalanmak istemiyorum.'

Çünkü biliyordu ki gözleriyle şahit oldukları yanına kâr kalmayacaktı.

Aklında sadece bu sözcükler geçiyordu.

Haklıydı.

Korkması gerekiyordu. Çünkü ki iyi biliyordu ki, artık peşindeydiler.

Kaç kişi olduğunu bilmiyordu. Emin olduğu tek şey, onu asla canlı bırakmayacak oluşudur.

Birer kulak uğultusu bırakmıştı ardına bile bakmadan koşup gittiği yöne doğru.

Alelacele koşup bıraktığı onca kalabalığın arasından sola sapmasıyla son bulmuştu çevresi.

Artık tek başınaydı.

Nasıl oldu bilmiyorum, ama bir şekilde yalnız kalmayı başarmıştı.

Lakin o, yalnız kalmayı seçmemişti.

Saatler artık onun için akıyordu.

Yine kendisini bir şekilde kurtulabilecek miydi, yoksa hep düşlerinde hayal ettiği gibi bir prens onu bu durumdan tutup çıkışı olmayan yerden bir çıkış yolu bulup çıkaracak mıydı?

Bilmiyordu...

Şimdi ise ona yardımcı olabilecek bir mucizeye ihtiyacı vardı.

Lakin mucizeler her istendiğinde ortaya çıkmıyordu.

Kendisi için dudaklarından dökülen tek kelimeler;

'Tanrım sen beni koru' oluşuydu.

Gerisi karanlıktı...

Sedanur Sarı

Yorumlar (1)
  • Uzun gibi görünen, fakat kısa sürede okunan güzel bir paylaşım olmuş. Güne düşerek hak ettiği yeri almış. Tebrikler! Kaleminize sağlık Saygılar