Kerem

Bugün günlerden pazar....

Şehzadeler kıraathanesinde yalnızlığımla başbaşa kendimle konuşma günüm. Ama bir rahat bıraksalar askere gidiyoruz diye kolonya tutan askerlikle ilgisi olmayan çakallar geldi onları savuşturduktan sonra, sigara içtiğini hiç görmediğim bir sigara verirmisin diye sigara toplayan yaşlı amca en son Kerem masama geldi. Kerem yirmibeş yaşlarında benim telefon hattımı taşımak için gelmiş taşınma teklifini kabul etmedim ama bir çay bir sigara ikram edince iyi bir dinleyici bulduğunu düşünmüş olmalı ki başladı tek taraflı anlatmaya. Kerem çok yokluk görmüş, abisi karşısında ailesi ona çok ayrımcılık yapmış.

Abisini özel okulda okutmuşlar onu göndermemişler, abisinin eski model bilgisayar ve PlayStationu ile yetinmek zorunda kalmış üniversitede okurken abisi özel evde o yurtta kalmış. Abisine ayda binbeşyüz ona bin göndermişler hatta zavallı çocuğun abisi evlenirken ev almışlar ona kiralık ev tutmuşlar kirasını ödüyorlarmıs dedesi ölünce onada alacaklarmış dahası bedelli askerlik kredisini bile kendi çekmiş.....her saçmalığını dinledim taki siz şanlısınız abi deyince kıramp giren yüreğimle söyeyecek birşey bulamayınca tebessüm ettim.

Hakikaten biz çok şanslıyız ayağımıza kara lastiğin en küçük numarası olunca sekizinde büyüdün denip sokağa salınan, onikisine kadar kıçı külot, sırtı atlet görmemiş kıçını taşla sildiği için götünü kabuk bağlamış, donunun uçkurunu, yağır gibi saçlarının dibini yavşaklar işgal etmiş bir nesil olarak çok şanslıyız. Evlerde çeşme, cami mescitlerde tuvalet olmayan, okulun odunluğunda üst sınıf çocuklara üç numara traş olup berberin koltuğuna götü onüçünde değen, kaya gibi keçi boynuzu dişleyen, çitlembik çitleyen, fiskobirliğin satamadığı radyasyonlu fındığı, tarişin bozulan üzümünü ücretsiz yiyen bir nesil olarak çok şanslıyız.

O kadar çok şanslıydık ki harman zamanı düvene binme şansının bile düveni çeken hayvanın kabaracak götünden bokun samana düşmemesine bağlı olduğu bir şans. Yaşları kadar uzunluğundaki cıngırık direği ve sevenini kesdiğin dağdan Fatih'in gemileri karadan yürüttüğü gibi dağ bayır aşırıp bir düzlükte bıçak, çivi, tağra ile oyup elleri ile sevenin çukurunu kazan, sevenin tepesine kömür koyup, direğin deliğine evden aşırılan Vita yağının konulduğu kelebekler gibi mutluluğa kanat çırpan cıngırığın sesine koşan çocuklar olarak çok şanslıydık.

Kereme ben ne anlatayım ki arada milyon fark var. Ondaki tokluk, bendeki yokluk. Zaten hiçbir zaman barışmazki tokluk ile yokluk. Hem o ne bilsin yazları sokak lambasında, kışları çıra ışığında ders yapan, çimento torbası ile kitap kaplayan, pazar çantalı, beş yıl yamalı önlük giyen, boynunda iple kalem silgi asılı, fırın ekmeğini börek bilen, bayramlığı yoksa bayram yapmayan, televizyon seyretmeye giden, radyo dinlemeye giden çocukları. Hem nerden bilsin ki ilkokulu bitiren kızların halı başına oturtulduğunu, onikinin pamuk, gül, elma, kiraz bahçelerinde amelelik yaşı olduğunu.

Gerçekten çok şanslıydık oyuncağını yapamayan çocuklar oynayamazdı mesela. Çam kabuklarından arabalar insanlar, met için sopa, çubuk, borazan düdük yaparken kabuk ayırmak için bıçağı ustalıkla kullanman gerekiyordu. Hatta sakız çiğnemek için çam sorgucunu yakıp akıtmasını, kağıt yapıştırmak için akma bulmasını, çember çevirmek için tel bükmesini bilmen gerekiyordu. Para istiyorsan kuzu göbeği, kekik, salyangoz ve dana taşsağı, sümbül, nergiz soğanları toplayıp satman gerekiyordu. Değirmenciye çuval açar, demirciye körük çeker, marangoza tomruk sürer, kahveciye bardak toplarsanda bir umut bir mavi beşlik gelme ihtimali vardı.

Karpuz yemek için bile Halil emminin karpuz indirmesi için seçtiği şanslı çocuklardan olman gerekiyordu. Acaba Kerem hiç üstüne dört kişi oturup bağırta bağırta sünnet olan, biri başını tutup, biri ağzı açılarak dişi çekilen, Çıkıkçının yamuk yılık bıraktığı kolu kırılıp, çıkan çolakları bir yeri kesilince yarasına işeyen işedikten sonra bez yakıp yaraya basanları, karnı ağrıyınca karnına hamur içine soğan bağlanan, zatürre olunca keçi derisinin içinde iyileşmeyi bekleyenleri hiç gödümü ki? Yada bayramda kırıntı toplayıp bir dahaki bayrama kadar saklayıp onları yiyen çocukları ?

Acaba diyorum Kerem yazları çorapsız ayaklar terleyince kara lastik içinde vırc vırc sesinden sonra altının üstüne geldiğini, lastikli donun lastiği koptukça kaç düğüm sonra ipe geçildiğini, donuyun ilk yama sonrası yediğin dayaktan sonra diğer yamaları dayak yememek için kendinin yaptığını bir bilseydi yinede siz çok şanlısınız dermiydi? Bence derdi çünkü kapitalizm bir neslin yokluğunu bir başka neslin tokluğuna moda yaptı.

Ali Erdem

Yorumlar (1)