Kesişen Hayatlar

Hayatta her şey tesadüflerle mi başlıyor, yoksa doğru zamanda doğru yerde olmakla mı bilmiyorum. Ama eğer ki bir şeyler yazmak kendinizle konuşmak için yalnızlığı seçip kaçıyorsanız, ayaklarınızın sizi götürdüğü yere gidin. Gittiğinizde muhakkak aradığınız huzuru bulursunuz, hele bir de kendinizle barışıksanız ve yalnız kalmayı seviyorsanız. Ha bir balıkçı kulübesi, ha bir sahil, ya da bir kafeterya, olsun önemli değil. Muhakkak o an sizin gibi birileri de oradadır ve kendinden kaçıyordur; Cevabı olmayan düşünceler sokak aralarında bir birini kovalarken. Bazen sessiz bir gülüşle de denk gelirsiniz, bir koyu muhabbetin başlangıcına da ortak olursunuz. Yarım kalmış cümleler birbirini tamamlayamadığında siz düşersiniz o cümlelerin peşine ve yazdığınız yazınızın kahramanları olarak yerleştirirsiniz kendinizi hikâyenin tam ortasına. Hele birde yanınızda kâğıdınız kaleminiz varsa, işte o an yazacağınız bir hayatın dramı, sevinçleri, hüzünleri, gözyaşları düşecektir sayfalara. Kendinizi bile inandıramayacağınız bir hayatın dramatik öyküsü alacaktır kulaklarınızda yerini.





Mayıs yağmurları İzmir'e bir başka yağar ve ben hep bu anları beklerim toprağın kokusunu içime çekerken. Ahmakıslatan yağmurunun tenimdeki yerini alması hep hoşuma gitmiştir. Islan malıyım ıslanırken de, gün boyu duyduğum üstüme sinen yalanları yıkamalıyım; Sabunsuz arındır malıyım gecenin ilk saatlerinde. Yağmurun sessizce ıslattığı sokaklarından geçip iyot kokusuyla buluşmalıyım ki geceye merhaba diyebileyim. Yağan yağmurun her bir damlasını düşerken seyredebileceğim iki yer vardır, biri köşe başlarında duran sokak lambaları diğeri de denizin teninde. Bu güzel manzarayı seyredebileceğim en güzel yer Kordondaki İzmirlinin kıraathanesidir. Geleni geçeni boldur uğrak mekânların, ne dertler ne gizemli hayat hikâyeleri saklıdır...





Hafta ortası olması, gideceğim yerin biraz daha sakin olacağı düşüncesiyle vardığımda, tahmin ettiğim gibi beş altı masayla doluydu. Ama en çokta dalgalarınla öpüşen bir masanın ayakları ve etrafında oturan bir çiftte takılmıştı gözüm. Yan masanın boş olması benim için kaçırılmayacak bir fırsattı. Fazla göze batmadan oturuverdim. Yanıma gelen garsondan bir çay getirmesini söylediğimde bu suskun çifttin hiç konuşmadığı dikkatimi çekti. İkinci çayımın gelişiyle uzun boylu, esmer beline kadar inen siyah saçları ve şık giyimiyle kendinden emin bir bayanın titrek sesi gecenin karanlığını yırtmıştı.
?Peki, şimdi ne olacak? Demesiyle Emre Can bacaklarının arasına sıkıştırmış olduğu iki elini çıkartarak ayağa kalktı.
?Bilmiyorum can bilmiyorum, diyerek tekrar yerine oturması masada soğuk bir rüzgârın esmesine neden oldu. O nazik kibar bayanın sert bir ses tonuyla
?Ne demek bilmiyorum, demesiyle ortalık yine sessizliği büründü. Bir an bu kadar çaresizliğe neden olan olayın ne olduğunu düşünmeden yapamadım. Ama soramıyordum da biraz daha beklemenin konuyu daha iyi anlamama neden olacak diye düşünürken, bayanın titrek sesi yine genç adamın kulaklarında çınladı, benim gibi.
?Buraya kadar Emre Can buraya kadar, demesiyle ayağa kalktığında Emre Can'ın gözlerinde ki yaşların süzülmesiyle ismini bilmediğim ama kendinden ödün vermeyen bayanın ellerine sarılışı o an hala bir şeylerin bitmediğine, gözlerim tanıklığını yapıyordu. İkisinin de ayakta bir birlerinin gözlerine bakarak ağladığını, farkında olmadan şu kelimeler çıkmıştı dudaklarımın arasından.





??Gençler bu kadar basit mi bir şeylerin bitmesi, dediğimde her ikisi de başlarını çevirip bana baktıklarında gözlerindeki çaresizliği görebiliyordum. Buyurun dememle her ikisinin de masama doğru gelirken başkalarının hayatlarına müdahil olacağım aklıma gelmemişti. Gecenin ilerlemiş saatlerine yağmurun ve sabahçı garsonlarının da eşlik etmesiyle tek başıma oturduğum masamda üç kişi olarak geceye eşlik ediyorduk. Çayların gelmesiyle.





?Sizi birbirinizden ayıracak kadar önemli bu konu nedir? Diye sorduğumda... Masanın üzerinde sıkı sıkıya sarılmış ellerin birden ayrıldığını gördüm.
?Sakın ayırmayın ellerinizi. Bir birinize destek olan iki şey vardır hayatta, biri gözler ikincisi de ellerdir. İlk yudumdan sonra ismini bilmediğim bayanın titrek sesi masada yerini almıştı. Benim için kısa onlar için uzun bir hayat hikâyesini anlatmaya başlamıştı. İki çılgın âşık ailelerine rest çekerek yirmi beş yaşlarında evlenmişler, ailelerinin oturdukları şehirden uzaklaşmışlar. İzmir'e geldiklerinde hayatın onlar için daha anlamlı ve daha güzel olduğu on iki yıllık evliliklerine iki çocukları da dünyaya geldiğinde mutluluklarını perçinlenmişlerdi. Kendilerini bekleyen bir felaketin yuvalarına ateş düşüreceğini nereden bilebilirlerdi ki! Emre Can'ın iş yerindeki arkadaşlarını yemeğe davet etmesiyle her şey o kara Cumartesi günün akşamında başlamıştı. Yenilen birbirinden lezzetli yemeklerin ardında salonda içilen içkinin tesiriyle de beş aile şakalaşmalarla, fıkralarla ve askerlik anılarıyla zamanın nasıl geçtiğini bilememişlerdi. Çocukların uykuya dalmasıyla aileler birer birer vedalaşmaya başlamışlar iki üç ailenin gitmesiyle ev sakinleşmiş en çok sevdiği mesai arkadaşı Sinan ve eşi Alev kalmıştı.
?Sinan evi, arabası, yazlığı olan İstanbullu bir gençmiş..... Pratik çözümleriyle iş yerinde aranan bir elemanmış. Ve Emre Can'ın bu işyerine girdiğinde en çok yardım edenlerdenmiş. Sinan'ın arabayla geri gidebilmesi için aldığı alkolün etkisinden ayılması gerektiği için bir sade kahve ile kendisine gelir düşüncesiyle, balkona çıkıp gelen kahvelerini yudumlamaya başlamışlardı. Gecenin üstüne yıldızlar serilmiş tatlı bir meltem rüzgârının esmeye başlamasıyla balkondaki hararetli Sinan'ın konuşmasını her kez pür dikkat dinliyormuş. Sinan'ın aklından gecen büyük projeyi. Bu iş yerine 10 yılını vermiş ve tüm müşterilerin aranan tek ismi olmasının beraberinde hayli söz sahibiymiş. Yaptığı işin kendisinin yapmayı düşündüğünü ama yanında bir arkadaşının olmasını ve piyasayı avucunun içine almayı planladığını ama kimseye inanmadığını ve güvenin olmadığını, güvenebileceği tek kişinin ise Emre Can olduğunu anlatıyormuş... Offf of diye içini çektikten sonra konuşmaya Alev karışınca ortalıkta şaşkın bakışlar yerini almış. Alevin söylediği şey?
?Emre Can ile neden ortak olarak açmıyorsunuz beraber hem iyi anlaşıyorsunuz hem de işi biliyorsunuz, deyiverince, birbirine bakan dört kişi o küçük balkonda susmuşlar. Ve Sinan'ın:
?tabii yaa neden olmasın bu fikir benim daha önce neden aklıma gelmedi, demesiyle hadi ortak kutlayalım demesine karşın Emre canın eşi:
?Bu konuyu sonraya bırakalım enine boyuna konuşmak lazım ama şu an değil, demesiyle ortam tekrar gerilmiş. Bunu fark eden Alev:
?Tabii şekerim çok haklısın sonra bize gelir konuşuruz, hadi canım geç oldu bizde kalkalım, demesiyle vedalaşıp ayrılmışlar.





Masanın toplanmasına, bulaşıkların yıkanmasına yardım eden Emre Can bir taraftan da bundan sonra her şeyin daha güzel olacağını söylenip durmasıyla gece devam ediyormuş.
?Aşkım bak şans kapımıza kadar geldi, demesine rağmen hala eşinin ağzında bir kelime çıkmamış yatağa geçtiklerinde Emre Can uyumaya hazırlanırken eşi kitap okumak için komedinin üstünde duran gece lambasını yakmış. Uyku girmiyormuş gözüne. Sabahı sabah yaptığında kafasındaki bir şeylerin doğru olmadığını ve hayır demeleri gerektiğini düşünüyormuş. Pazar sabahı kahvaltısı için Emre Can erken kalkmış sofrayı kurmuş sıcak ekmek ve gazeteleri bile almış. Eşi ve çocuklarını uyandırıp sofraya oturduklarında eşinin yüzü hala asıkmış. Emre Can fark etmiş bir şeylerin ters gittiğini ve,
-Canım dün gece için ne düşünüyorsun, demesiyle beklemediği cevabı almış hemen.





?Bu iş Olmaz. Neden diye soramamış çünkü sabaha kadar hayalini kurmuş ve patron olacakmış. Aradan bir hafta geçmiş yemeğe davet edilmişler Sinanlara. Aynı gurup toplanmış, herkes neşe içinde bir tek Emre Canın eşinin keyfi kaçıkmış. Çünkü bu gece yine aynı konu açılacak ve hisleri onu hiç yanıltmayacaktı. Zaman su gibi geçmiş ve yine iki aile başa başa kalmışlar. Sinan konuyu tekrar açınca Emre Canın eşinin hayır demesiyle konu alevlenmiş ve üç kişinin kararıyla bir şirket kurulacağı ortaklık olunacak yerde bozulmuştur.





Gecenin ilerleyen saatlerinden sonra ayrılmışlar ve evde tartışmalar başlamış. Huzurun yerini kavga ve münakaşalar almış bundan çocuklarında etkilenmesiyle ne yenilen yemeğin tadı oluyormuş nede konuşmaların. Aradan yirmi gün ya geçmiş ye geçmemişti ki, Emre Can eve son model bir arabayla gelmiş. Pencereden bakan eşini görmemiş ıslık çalarak kapıyı açıp içeri girince,
?Haydiii hazırlanın dışarıda yemeğe çıkıyoruz, demesiyle çocukların sevinç çığlıkları eşinin ise şaşkınlığı salonun ortasında birbirine karışmış. Eşinin,
?Emre Can bu arabada nereden çıktı, demesine fırsat vermeden,
?Aşkım yeni arabamızı ve iş ortaklığımızı kutlayalım, demesiyle eşinin suratı iyice asılmış ne diyeceğini bilememiş çocuklarının önünde. Giyinip dışarıda yemeklerini yedikten sonra eve dönerken Emre Can şirketi kurduklarını ofisi tutup içinin döşendiğini ve on gündür de işten ayrıldığını söylemesiyle kahkahayı patlatmış artık kendi işimiz ve kendi arabamız var aşkım diyerek arabasını sürüyormuş. Eve döndüklerinde hala şaşkınlığı geçmemiş bizim gelinin. Sabahın kuşluk vaktinde kan ter içinde uyanmış bizim gelin. Gördüğü kâbus hiçte hayra alamet değilmiş. Bir şey diyemeden yataktan sıyrılıp bir bardak su içerek camdan dışarıyı seyrederken sabah ezanı yankılanmaya başlamış Minarelerden ?hayra çıkarsın', diyerek yatağına döndüğünde hiç uyuyası gelmemiş. Çünkü sabah okula gidecek kızının hazırlanması gerekiyormuş.





Günlerin su gibi geçmesiyle yavaş yavaş gerçeklerde kendini göstermeye başlamış. Emre Canın o eski canlı sohbetlerinde ballandıra ballandıra anlattığı sözleşmelerin yerini suskunluk ve erken yatmalar yerini almış. Gün ışımadan evden çıkmalar ve eve erken dönüşlerin artmasıyla eşinin ilgisini çekmiş. Her sorduğunda patronluk böyle bir şeymiş aşkım diyerek geçiştirmesi eşinin işkillenmesine ve gerçekleri öğrenmesine sebep olacakmış. Ama çok geçmeden bu da gerçekleşmiş. Bir gün postacının elinde beş resmi evrakla kapıyı çalışı,
?Emre Can Sancak burada mı oturuyor, demesiyle ben eşiyim buyurun dediğinde beş resmi evrakı eline imza karşılığı vermesi bir olmuş. İçeriye girdiğinde heyecanla teker teker açtığında dünyası başına yıkılmış ve korktuğu şeyler başına gelmeye başlamıştı. İlk açtığı zarfta maliyenin tahakkuk eden vergileri, ikinci açtığı zarfta iş yerinin tahliyesi, üçüncü zarfta alınan arabanın haciz edileceği, dördüncü zarftan alınan kredilerin geri ödenmesi, beşinci zarfta ise alınan mobilyaların ödenmesi için gönderilen tebligatlarmış. İçine bir korku düşmüş ve eline telefonunu alıp Emre Canı aradığında telefonun kapalı olduğunu öğrenmiş. Akşam ilk saatlerinde çocuklar okuldan gelmiş annelerinin hırçınlığına bir anlam verememişler. Gecenin ilerleyen saatlerinde Emre Canın gelmesiyle olayları anlatmaya başladığında teker teker gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlamış. Sinan şirketi üzerine yapmış Emre Canı da mesul müdür yapınca bulunulmayan şirket sahibinin ardından tüm borçlar Emre Canın üstüne yıkılmış. Çünkü Sinan şirketin sözleşmesi yapılan ama tamamlanmamış projelerin paralarını, şirket üzerinde bulunan tüm banka hesaplarını çekmiş yurt dışına kaçmış. Bankalarla uzun görüşmeler neticesin de haciz konulan malların alınmasıyla ödenilmesi gereken paralar için ailelerinden bir miktar maddi destek almalarıyla rahatlamışlar ama taahhüt edilen paralar ödenmeyince tutuklama kararı çıkmış ve Emre Can yakalanmamak adına ne evine gidebiliyormuş ne de bir işte çalışabiliyormuş...
O gecede bu konunun konuşulması için orada bulunduklarını anlattıklarında, saatin üç olduğunu ve genç kadının aklı evde ki çocuklarındaymış. İnanıyordum ki ne taksiye verecek, nede karınlarını doyuracak paraları vardı ceplerinde.





O saate kadar ismini dahi bilmediğim bu genç annenin neden bu kadar çaresiz olduğunu başını masadan kaldırıp gözlerime baktığında anladım. Kolay değildi yaşananlar; yaşamayanının anlayacağı bir şey değildi. Derin bir nefesten sonra cesaretimi toplayıp ismini sorduğumda Nurdan ismini söylemesiyle adını öğrenebilmiştim. O ana kadar masada iki çaresiz bir dinleyici vardı şimdi ise üç çaresiz nefes alıp veren kişi. İnsanların egoları ve bencilikleriyle bir başka insanların geleceklerini felakete sürüklemesi böyle bir şeydi. Bilerek veya bilmeyerek 'başkalarının hayatlarına' karışıldığında birilerinin felaketi birilerinin yaşam seviyeleri yükseliyordu. Hayatın bilinmez denklemi miydi bu yoksa düzenimiydi bilmiyorum ama gerçekten bir ailenin yok olması ile karşı karşıya kalmıştım...





Emre Canın yüzündeki mutsuzluğun sebebi ise Pazar günü küçük kızının doğum günü, mayıs ayının dokuzu imiş; yani güne merhaba dediğimiz gün kızın doğum günü. Aklıma hemen şansın nerede ne zaman doğacağı gelmişti. Cebimde duran beş adet milli piyango biletini çıkartıp masanın üzerine ters çevirip,
?Çocuklar elimden gelen bu kadar çekin bir bilet, dedim ve Nurdan'ın itirazıyla karşılaştım.





?İtiraz istemiyorum ben sizin amcanızım çekin diyorsam çekin, dememle ortadaki bileti almışlardı. Veda saati gelmişti masanın hesabını ödedikten sonra elimi öperek ayrıldılar. Aradan uzun bir süre geçmişti. Ve ben yine kendimi dinlemeye gittiğimde aynı yere beni bekleyenlerin olduğunu gördüm. Karşımda duran bu çift Sancak ailesiydi.
?Hayırdır gençler neden buradasınız, dediğimde sarılmaları ve hıçkıra hıçkıra ağlamaları bir olmuştu. Orada bulanan kişilerin şaşkın bakışları içinde bir masaya iliştik ve bütün olayları anlattılar. Masanın üzerinden aldıkları bilete büyük ikramiye çıkmış ve tüm borçlarını ödemişler artan parayı da bana vermek için her gece buraya gelip beni aradıklarını öğrendiğimde, çok mutlu olmuştum.




--Başkalarının hayatlarına müdahil olmak böyle bir şey olsa gerek.--

23 Haziran 2014 13-14 dakika 29 öyküsü var.
Beğenenler (3)
Yorumlar (1)
  • İnsana ve insanlığa dair güzel hasletleri işleyen ve de keyifle okunan bir öykü Yüreğinize sağlık üstad👍