Kısır döngünün kabusu

Bölüm-1-

Uyku kabus ve Tinnitus

Tuhaf şarkılar arasında gözlerimi kapatıyorum.
kabuklarını atan yılanların loş sesi, sivrisineklerin uğultusu,
bir tenekenin tok sesi .
Fısıldayan rüzgarda yağlanan martı kanadının çırpışları.

Sürekli çarpan saatin ritmik melodisine karışan sokak kedilerinin ve köpeklerinin senfonileri.Lavaboya damlayan klorlanmış damla damla çarpıntı.
Köşelere sıkışmış, siyah farelerin kemikleri kemirirken çıkardığı
sinir bozucu ses mezarlıklardan yükselen iniltilere karışıyor.
Hamam böcekleri mabet odasının tavanını zorluyorlar, saçlar iplik iplik çürürken toprağa sıkışmış parazitlerin dansı vals ritminde.

Kar tane tane düşerken simsiyah saçlara. Ağaç gövdesine vuran saksağan kunduzların derin uykusunu bölüyor .
Meşe ağacının yosun tutmuş dallarının kırık uçları rüzgarda çığlık atıyor.
Komşularım da gecenin bu saatinde, çığlık atmak için çığlık atıyorlar.

Kulağımda davul ritmi boyunca bir nota uyku bir nota huzursuzluk çınlıyor. Kombi harıl harıl yanıyor doğalgaz çitle çevrili tiyatro sahnesinin etrafında bir sızıntı. İçimde tırmanan saz sesi kemanı bastırıyor.
Elimi okyanus sularında yıkıyorum, ayakkabılarımı tuzlu su ile parlatıyorum...
Ses yine gürlüyor adım adım kuğuların çakıllı yolda bir adımı gibi. Deniz kokusu üstüme sinmiş.Beyaz sayfayı ünlemin etrafına sarıyorum...

Uykum Fırtına gibi antilop kabuğundan çıkmış kulaklara tinnitus.
Tok bir ses ile kalbimin duvara çarptığını duymak gibi, ayak bileklerimden gök gürültüsüne ve yağmura kadar toz üfleyen,
rüzgarın notalara direnişi gibi.

Parmaklarım üşüyor buz tutmuş, dilim tutuk çıkaramıyorum
bir kelime bile zaten istesem de söyleyemem hiç bir şey memleketimin aksanı olmadan. İnce bir sesle kum taneleri ısırmış
gibi gıcırdıyor dişlerim. Son uykum yıllar önceydi, bu sefer ismini hatırladım yemyeşil tarlalar üzerine çöken çekirgeler gibi...

Ve tarlalar yanıyor siyah duman içinde, gaga sallayan bir karganın alaylı haykırışları eşliğinde. Geçmiş, mazi neon ışıkla yumurtadan çıkan bir dağınıklık bir kaos teorisi. Güney yolunda tüm pencereler açık, seslerin konçertosu hiç durmadan akın akın zihnindeki koro.

Kızıl sakallı bir bilge toplamış kemikleri, ve kemik tepeleri üzerinde katran rengi deniz, panodaki ay ışığı soluk denizin üzerinde kan ağlayan yansıma.Gölgeler ateş kıvırcıkları arasında dans eden silüetler.

Kapkara kuşlar alev rengi taşları yutuyor. Akbabalar bir leş üzerine çökmüş asil yırtıcılar ,çürümüş et parçaları ve kokuşmuş bağırsaklar ıslık çalar ve bakteriler doluşmuş yıldızlar gibi.Gökyüzünün karanlık çamurundan buz tutmuş ellerime sargılar sarıyorum ve hala titriyorum.

1-2- Derin uyku sonrası uyanış

Yarasa bir kan çığının altında uğultu. Kırmızı kuyruklu bir Anka kuşunun, kumtaşlarını gagası ile kazıma sesi. Sabah gökyüzünde kıvılcım ateşten tanecikler.Kemik erimesi kanyonunu aşacak aydınlama .Ellerimde beyaz eldiven buz kaplı benzin istasyonu ilk durak.Toprak, rüzgar ve su teneffüs edilmesi zor soluk.Otomobilin
ilk ateşlemesi de bir çakmaktaşı gibi mızrak fırlıyor motordan.

Ve uykuya dönebileceğini düşünüyorsun ama ışık seli üzerinde akan kum saati acımasız despot. Sonra bir ses diyor ki mahkum tutulduğun yer ve "İşte yine geldik kağıt kararıyla kölelik dolu bir koridor sonunda ışıksız aynı oda ve aynı masa.Ve dersin işte yine o tuhaf şarkıya kabusa düştük ...




Suskun//

Mikail Dede

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış