Limoni Kahve/ 4. Bölüm

Firuze hanım ise salonun penceresinden halen sokağın köşesini izliyor.
Sanki Rıfat Bey geriye dönecek gibi...

Merdivenlerde rutubetten bıkmış tahta kurularının sesinden başka bir tek duvardaki baba yadigarı saatin sesi var artık. Sokaktaki çocuklar yenice içeriye girmişler, Figen teyze sessizleşmiş. Mahalle tekrardan mezarlardan oluşan apartmanları ağırlar hale gelmiş. Firuze hanım bir haftadır bitirmekle uğraştığı kitabı okumakla meşgul. Saman kağıdından yapılmış bu kitabın sayfaları eskimiş hatta kimi yeri yırtılmış. Firuze hanım kitabı okurken bir yandan da yenice arkasında bıraktığı günü düşünüyor. Hayat çok garip değil mi? Bir kitap okursunuz, tek bir satırın ucu hayatınızın serçe parmağına dokunur. Sonra hayaller yeni sayfalarınız olur. Ne kitap gelir aklınıza ne karakterler.oyle olmuş olacak ki Firuze hanım artık kitaba bile bakmıyor. Dalmış bir şekilde yerdeki anahtara bakıyor. Rıfat Bey'i mi düşünüyor dersiniz?
Şüphesiz...
Dönüş yolunda neden konuşamadıkları ve Rıfat Bey'in bu kahvaltıdan mutlu olup olmadığı sorularının kodesinde kalan Firuze hanım kendi kendine kızıyor. Keşke bir kelime etseydim...
Keşke saçma sapan da olsa bir şey deseydim.
"Elma... Elmayı çok severim"
Gülümseyip yanıt vermez miydi?
Hıh?
Susar mıydı?
Sanmam...
Bu düşünceler arasında kaybolurken kitap parmaklarından sıyrılıp yere düşüyor. Birden irkilen Firuze hanım. Kitaba uzanırken tekrardan yerde ki anahtarı farkediyor. Nerenin anahtarı ki bu diye mırıldanıp anahtarı alıyor. Dış kapının anahtarını düşürdüğünü farkedip masanın üstüne fırlatıyor anahtarı. Eve çıkana kadar yüzündeki tebessüm ve kafasındaki Rıfat Bey'in yüzü öyle unutturmuş ki kendini ayakkabılarını da halen çıkarmamış.
Mutfaktan aldığı bir bardak suyu yatağının başucuna koyduktan sonra yavaşta soğuk yatağına giriyor. Çocukken annesiyle yatarken yatağın soğuk olduğunu söylediğinde Annesi hep ona sarılırmış. Şimdi yatağın soğuk olmasına tek tepki veren odadaki duvar saatinin tıkırtısı.
Suyunu içtikten sonra eli lambanın anahtarına gidiyor. Parmaklarının inat eder gibi bi hali var. Her gece yaşanan bu münazarayı yine korkusu kazanıyor. Elini yavaşça anahtardan çekip soğuk yatağına sokuyor. Korkusu dedik dedi umarım kafanızda yanlış şeyler canlanmamıştır. Karanlıktan korktuğunu düşünmediniz herhalde. Firuze hanım karanlıktan değil, eğer gece annesi ya da babası gelirse onları görememekten korkuyor. Hep gece geç gelirmiş Firuze hanımın babası. Geldiginde Firuze hanım ve annesi Şule hanımı uyurken görüp rahatsız etmemek için gider salonda yatarmış. Firuze hanım da her sabah uyanıp yanına gider onu öperek uyandırır ve neden yanlarına yatmadığını sorar hatta albenili kılmak için yatağın soğuk olmadığını kendinin bu olayı büyüttüğünü söylermiş. Çocuk aklı, babasının yatağın soğuk olduğu için gelmediğini sanırmış. Ama bu konuyu kavramasına da hiçbir zaman gerek kalmamış. Annesi ve babası bir 28 mart sabahı Gediz depreminde hayatını kaybetmiş. Bir aile büyüğünü ziyaret etmek için gittikleri Kütahyadan ailesiz bir çocuk ile dönmüşler...
Firuze hanımın çocukken hiç sevmezmiş akraba ziyaretlerini. Her defasında ailesiyle gider ya bir şeyi beğenmeyip olay çıkarır ya da bir vazo yahut saksı kırar bir şekilde bu ziyaretlerin kısa tutulmasına neden olurmuş. Ama bu sefer olmamış. Firuze hanımı teyzesine bırakmışlar ve hep öyle kalmış...
Teyzesi Firuze hanımı Kütahya' ya ailesinin ölümün olduğu yere götürmüş elbette. Lakin bunun ne faydası var. Beton yığınları arasında gözler aramak çok acı bir şeydir. Kainatın nefesini tutup çıt çıkarmadığı bir yığının başında olmayan bedenleri aramak. Firuze hanım bir yanını o yığınlara bırakmış. Firuze hanım gece salonda uyuyan babası ve yatağın soğuğunu unutturan annesini yığınlara bırakmış. O günden beri ışıkları açık uyuyor. Gece gelirse eğer babası, salonda yatmasın çünkü yatağı soğuk değil...

13 Kasım 2020 3-4 dakika 4 öyküsü var.
Beğenenler (2)
Yorumlar