Mutlu Hasta

Göz kapaklarını araladı. Başında toplanmış insanları gördü. Kuvvetli bir ışık göz bebeklerinin içinden giriyor beyninin içini oyuyordu. Konuşmaya çalıştı. Başaramadı. Adeta felç olmuştu. Göz kapaklarını kımıldatmaya çalıştıysa da başaramadı. Vücudunu kontrol edemiyordu. Başındaki insanlara baktı. Parlak ışık gözünü alsada yine de bir kaç kişiyi tanımıştı. Birisi onu ameliyat edecek olan doktordu. Diğeri de onu uyutan anestezi uzmanıydı. Bunların hepsini hatırlıyordu. O buraya ameliyat olmak için gelmişti. Şimdi ameliyat masasındaydı. Birazdan ameliyata başlayacaklardı. İyi de o şimdi bütün bu olanları duyuyor, görüyor ve hissediyordu. Ancak hareket edemiyor konuşamıyordu. Ameliyat canlı canlı yapılacaktı. Ama buna canı nasıl dayanacaktı. Ameliyat hemşiresi telefonundan bir radyo açtı. Radyo neşeli türküler çalıyordu ve o bütün bu olanları duyuyordu. Doktorun çocuğu yurt dışına eğitime gidecekmiş. Çok pahalıymış. Öğlen yemekleri çok kötüymüş. O ise içine içine sessiz çığlıklar atmaktaydı.Baş ucunda dıt dıt diyerek sesler çıkartan aletin sesi iyice sinirlerini bozmuştu. Son bir gayretle bağırmaya çalıştı ise de başarılı olamadı. Ameliyat başlıyordu. Doktor bistüriyi eline aldı. Karın boşluğuna küçük bir kesik attı. Hasta açıdan kıvranıyor ama sesi çıkmıyordu. Hayatında böyle bir acı yaşamamıştı. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Hemşire bunu farketti ama önemsemedi. Elindeki gazlı bezle gözünün yaşını sildi. Bir yandan da sohbete devam ediyorlardı. Karnının bir kısmını açmışlar orasına burasına fensler pensler takmışlardı. Şimdi ise bağırsakları ellerine almış içindekileri temizliyorlardı. Ortalığı b.k kokusu sarmıştı. Hastanın bile midesi bulanmıştı. Bağırsaklar doktorun elindeydi ve içini yokluyorlardı. Doktor bağırdı. Sanırım buldum. Ne arıyorlardı bunlar? İşte burada dedi doktor. Hastanın canı o kadar yanıyordu ki bıraksalar buradan köyüne kadar bağırsakları elinde koşarak giderdi.Doktor bağırsağa bir kesik attı. Bakın kafası burada. Elindeki penseye benzer aletle o bahsettiği canlıyı tuttu. Çekmeye başladı. Canlı çektikçe geliyordu. Sonunda ucu göründü. Metal tabağın içine bıraktıklarında canlıydı ve hareket ediyordu. Bağırsakların geri kalanını da yokladılar. Temiz olduğuna kanaat getirince toplamaya başladılar. Doktor dikim işini yanındaki stajyere bırakmıştı. O da acemi nalbant nal çakmayı köylü eşeğinde öğrenirmiş deyip iki ters bir düz yorgan diker gibi dikti. Hasta azıcık kımıldayabilse kendi söküğünü dikecekti ama ne çare. İçine içine ağlayaraktan ameliyatı bitirdiler.Hastayı yoğun bakım odasına aldılar. Uyandırma işlemi başlayınca hastanın ilk sözler küfür etmek oldu.

Yoğun bakım odasından çıkartılıp da normal odaya alınınca doktor elinde metal tabakla odaya geldi.

-Geçmiş olsun. Nasılsınız? Bu elimdeki ne biliyor musunuz?

‌-Biliyorum doktor. Kancalı tenya. Beş metre boyu varmış. Bu arada çocuğu yurt dışına gönderecek misiniz? Yemeklerde kötüymüş...

Doktor şaşırmıştı.

-Bunları nereden biliyorsunuz?

-Beni canlı canlı kestiniz doktooooor.

Doktor şaşırmıştı. Hızla odayı terketti. Anestezi uzmanının yanına gitti. Uzman gülümsedi.

Arada oluyor böyle şeyler. İlaçların oranlarını karıştırabiliyoruz dedi.

Hastanın yanına beraberce gittiler geçmiş olsun dediler. Ameliyat ücretinden yüzde elli iskonto yaptırttılar. Hasta da mutlu oldu.

Melih Emeç

Yorumlar (1)