Öğretmenler Günün Kutlu Olsun Öğretmenim

Hani pişman olursun ya.'Keşke yapmasaydım' , 'Keşke olmasaydı' dersin. Hani ne yaparsan yap faydası yoktur artık. Gözlerinden akan damlalar kaybedileni geri getirmez. Yararı yoktur artık yüreğindeki acının geç kalan yaşanmışlığa.
Bilirsin bunu...
Ama Keşke... Dersin işte... Keşke...
Okul hayatında en sevilen dönem genelde lise yıllarıdır ya. Benim için ortaokul yıllarımdı. Çok özlediğim, zaman zaman meğer dediğim...
Ama neden hep sonradan söylenir meğerler?
Ortaokula geçmiştim.
Öğretmenler günüydü.
Arkadaşlarla kararlaştırıp sınıf öğretmenimize bir hediye aldık.
O gün bize dersi olan yani sınıfımıza giren tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlamıştık.
Sıra en son derse gelmişti.İngilizce öğretmenimiz, çatık kaşlı, içine kapanık, sert tavırlı biriydi. Okulda pek öğretmen arkadaşı da yoktu. Genelde herkes çekinirdi ondan. Aslında sınıfta hepimiz ondan korkardık.
Öğretmenimiz yine çatık bir kaşla derse girdi. Sert bir tavırla 'iyi dersler' deyip yerine oturdu. Sınıf yoklamasını alıp defteri kapattı.
Derse başlamasını bekliyorduk ama başlamadı.
Bir sessizlik olmuştu sınıfta.
Ne öğretmenimiz konuşuyordu ne de biz.
Öğretmenimizin öğretmeler gününü kutlamaya bile çekiniyorduk.
Belki de çocukluktu yaptığımız... Zaten çocuk değil miydik ki o yıllarda ? Hani olur ya çocukken korkularımız, heyecanlarımız, çekingenliklerimiz. Hani çoğu da saçmadır aslında...
Yaklaşık yarım saat süren bir sessizliği öğretmenimiz bozdu.
Ve şöyle dedi:
'Ben size ne yaptım?'
İnanılması güçtü ama gözleri dolmuştu öğretmenimizin. Zoraki konuştuğu da ses tonundan anlaşılıyordu.
Sonra hiç aklımdan gitmeyen şu cümlelerle devam etti.
'Sert biri de olsam, bağırıp çağırsam da ben de insanım. Kalbim taştan değil. Ben de et taşıyorum buramda. Tıpkı sizinkiler gibi. Benimki de kırılır, üzülür, mutlu olur. Benim de sevdiklerim var. Beni de sevenler var. Sınıfınıza girdiğimden beri öğretmenler günümü kutlamanızı bekledim. Acaba biri kalkıp elimi öper mi diye?'
Öğretmenimizin gözyaşları akmak üzereydi.
Yalnızca o değil sınıfta herkes ağlıyordu. Çok şaşırmıştık.
Meğer öğretmenimiz bize ne kadar değer veriyormuş. O çatık kaşların arkasında ne kadar yumuşak bir kalp varmış. Hemen hemen herkes ayağa kalkmıştı elini öpmek için. Ama öğretmenimiz yerlerine oturturdu onları.
Sınıftan çıkmadan önce şunları söyledi:
'Öğretmenler günümü kutlatmayacak kadar ne yaptım size? Hiçbirinizden hediye beklemedim. Getirseydiniz de almazdım zaten. Ama keşke ben söylemeden elimi öpüp Öğretmenler Günümü kutlasaydınız.'
Keşke son pişmanlık fayda verebilseydi...
Bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olunurdu. Neden unutmuştuk bunu?
Bir öğretmenin amacının güzel olduğunu ve bu amaçta ne yaparsa yapsın haklı olduğunu neden unutmuştuk?
Zil çaldıktan sonra öğretmenler odasına gittik öğretmenimizi bulmak için. Ama yoktu. Bahçeye, koridora, kantine her yere baktık. Hiç bir yerde yoktu.
O dersten sonra öğretmenimizi hiç görmedik. İngilizce öğretmenimiz değişmişti.
Şimdi beni duyacağını ve kabul edeceğini bilseydim ...



''Öğretmenler Günün Kutlu Olsun Öğretmenim''demek isterdim ona.



Tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü kutlu olsun...

23 Kasım 2011 3-4 dakika 1 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar