Ölememenin Dayanılmaz Hafifliği

Aralık kapımdan gelen cılız müzik, gün doğuşunu haber veriyor. Odamın hemşire odasının hemen yanında olduğunu tahmin ediyorum. Zaman İmbat fm gündüz kuşağı. Kontrol saatine kadar müziğin tadını çıkarmalıyım.Ne geçmişi düşünmeli, ne geleceğimi sonlandıran o kazayı.

Yaşamı hissedebilmek için, bir sonumuz olduğuna inanmak gerekiyormuş. Bir yatağa bağımlı kalmadan.

O kazada beyin ve omirilik arasındaki bağım kopmuş. Artık beynimin içine hapsolmuş et yığınından başka hiç bir şey değilim. Hakim olabildiğim tek kas, sol elimin serçe parmağı.

Odanın havası çok kuru, dudaklarımın çatladığını hissediyorum.Yüzümün, kollarımın yandığını.Gerçeğin baskısını üzerimde hissedip, elimden hiç bir şey gelmediği zaman, zihnimi boşaltmayı öğrendim. Bazen kolay olmuyor, odaklanamıyorum.

Keşke artık beni unutsalar ve beni görmeye hiç gelmeseler. Oğlumun gözlerinde gördüğüm 'nolur artık kalk anne' bakışı beni her seferinde kahrediyor. Ona, 'dünyanın en hızlı tavşanı benim' bakışı atmak istiyorum. Ama ne yaparsam yapayım, gördükleri yaşlı bir kaplumbağanın yüzü. Kuru bir kabuktan başka bir şey değilim.

Hemşire geliyor.Beni besleyen serumları, hortumları kontrol ediyor.Televizyonu açıyor, bana bakıyor. Serçe parmağımı iki kere indirip kaldırıyorum. Televizyonu kapatıyor.Birde şu pencereleri açsa ne iyi olurdu.Gidiyor.Serçe parmağımın bir kere kalkıp inmesi evet, iki kere inip kalkması hayır anlamına geliyor. Bunu öğretmek için doktorumun harcadığı enerjiyi hatırlıyorum. Ona minettarım. Yaşarken yani sizler gibi yaşarken birilerinin benimle fazlaca ilgilenmesi beni rahatsız ederdi. Fazlası hoşuma gitmezdi. Şimdi doktorumun gösterceği tüm ilgiye muhtacım.Sağlığımda takındığım o ukala grur, muhtaç değilim anlamındaki kendini beğenmişlik çok uzaklarımda şimdi.

Zaman imbat fm öğle kuşağı. Hemşireler gülüşüyor.Kahkaha atmayı ne çok sevdiğim aklıma geliyor. Fıkra anlatmayı, arkadaşlarımı güldürmeyi,anlattığım her şeyi canlandırmayı sevdiğim aklıma geliyor. Şiir yazdığım aklıma geliyor, kulaklığıma taktığım müzikle, başka alemlere gidip yazdığım şiirler aklıma geliyor. Hiç bir şey sebepsiz değilmiş. Bir zaman sonra, gerçekten beynimin içinde yaşayacakmışım.O dünyadan uzaklaşıp deliler gibi yazma deneyimlerim, bu günlerde daha az acı çekmem içinmiş.Ve odaklanmamı kolaylaştıracakmış.

Beynimin karıncalaşmasından anlıyorum, kelebek uçuşuna hazırım. Mutlu oluyorum birden, yapılacak ne çok iş var, gidilecek ne çok yer.Kocamı ziyaret edebilirim belki. Başka kadın korkumu artık yendim. Hatta bir sevgilisi olmasını bile istiyorum.Tamam artık bir sevgilisi olduğunu biliyorum. Zaten bir kaplumbağanın kocası olduğunu unutmalı, yaşlı kuru bir kaplumbağanın.

Son ziyaretinde uzun uzun konuşmuştuk. Yani serçe parmağıma bakarak konuşmuştu. Gözlerini gözlerimden hep kaçırmıştı. İyimisin demişti, serçe parmak bir kere indi kalktı.Seni özlüyorum demişti. Oğlunda özlüyor, çok güçlü bir çocuk o, benden bile güçlü. Tabi, senden bile güçlü, çünkü gözlerime bakabiliyor. Gözlerime bak lütfen demiştim yani gözlerim bunu ona demişti ama o sadece serçe parmağıma bakıyordu.Sonra kitap okumamı ister misin diye sormuştu.Serçe parmak yine bir kere indi kalktı. Böylesi daha iyi.

İçimde bir yerlerde midem olduğunu tahmin ettiğim bir yerlerde yanma var ama ben yüzümü bile buruşturamıyorum.O yanma duygusu ile dost olmayı başardım, o yanma duygusu dışardaki hayatla aramda tek bağlantı.

Acı neydi ve acının sınırları neydi.Yaşarken yani sizin gibiyken acılarım oldu. Midemdeki yanmayı uzun yürüyüşlerle atlatmaya çalıştığım zamanlar oldu. Kocaman bir ağacın sessiz gölgesinde büyük, sonsuz bir uykuya yatmak istediğim anlar oldu. Kendimden saklandığım tavan aralarım oldu. Anahtarını benim bile bulamayacağım, uzak diyarlara attığım tavan aralarım. O zamanlar bu istekli esaretlik gerekliymiş gibi zannederdim. Işıklardan kovulmuş karanlık, herkese küsmüş.Yoksa karanlıktan kovulmuş ışık, herkese küsmüş mü?. Acının en karmaşık anları.!

Ama yaşadığım hiç bir acı, hiç bir yanma şu anki kadar olamaz. Belkide vardır. Acının sınırı yokmuş!

Eski yaşantımdan hatırladığım son tensel acı, tam bel çukurumda duyumsadığım, ucu sivri demir çubukların batma hissi. O günlerden kalma son ses, üzerime doğru gelen arabanın fren sesleri. Bazen tüm sesler susuyor ve tek duyduğum o fren sesi oluyor.
Ben artık isteğim dışında bir esaretteyim.

Düşünmemeliyim, düşündükçe odaklanmam zorlanıyor.Bu kadar dağınık oda beni yoruyor. Odayı temizliyorum, boşaltıyorum. Zaman imbat fm akşam üstü. Hemşireler daha gürültüsüz. Hastanenin en yavaş hastalarının olduğu yerde olması gerekende bu zaten. Birazdan beynimin pimini çekeceğim, kelebek uçuşu için herşey hazır. Gidilecek, görülecek, yapılacak çok iş var. Belki mu kıtasına giderim, aradan atlantise bir geçiş. Batan gemi titaniği ne zamandır merak ediyordum, buzullara uğrarım.
Küçük bir kayma ile en sevdiğim zaman diliminde kontes N..olurum. Oh ne eğlenceli aşk, tutku, dram ve macera. Bir kayma daha nazi Almanyasında genç bir kız, yine çokca dram. Dram, evrendeki bu topun, sonsuza dek, tek oyuncağı.Sonra tanışmak istediğim milyonlarca yazar var.Ve görmek istediğim onca tabiat harikası yer.

Dünyanın var oluşundan beri felaketleri, savaşları, kavgaları hüzünleri ve dramları yaşayan insanoğlu, en berbat anlarda bile yaşamı, yaşanası kılmak için yepyeni durumlar, haller ve hayallerle süslemekte, yaratmada Tanrı kadar başarılı.

Zaman imbat fm gece...

Bütün gün pencereyi açacak biri olsun istedim. Odanın havası çok kuru.Bu kurulukta odaklanmamı zorluyor. Benim için pencereyi siz açar mısınız?

03 Ağustos 2011 5-6 dakika 15 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar (1)
  • 11 yıl önce

    tek kelimeyle muhteşem bir çalışma,

    öncelikle rabbim kimseye yaşatmasın demek geçti içimden,

    ama şu bir gerçek ki hepimiz buna adayız,

    sanırım sahip olduklarımıza sıkı sıkıya sarılmak ve kıymetini hissetmek adına bu tür çalışmaları daha çok okumak lazım,

    meğer ne engin zenginliklerimiz var,

    hele ki konu kahramanının nelerle mutlu olmayı yeğlediğini gördükten sonra,

    can-ı gönülden başarınızı kutluyorum,,,