Pusu
Beni kendi halime bırak yürüyeceğim biraz. dedi ve yollara vurdu kendini. Yüzünü saklayan atkısının ardına gizledi hüzünlerini. Gözleri yaşlı ve soğuğun göz pınarlarını yaladığı ilikleri titreten bir iklimdi. Üzerinde siyah parkası ve başında kasket. Molozların arasında geçmişini aradı. Çocukluğunun geçtiği sokakların haykıran çığlığında, debelendi çukurluklarında yok olmuşçasına. Küskün... Ayrılıklarla yoğrulmuş kalbinden yürümek gelmiyordu. Haykırmak, koşturmak deli taylar gibi. Yüreği şahincesine kanatlanmak ve süzülmek gökyüzünde. Şar dağından aşağısı sallandıkça gözlerinin bebeğinde yitirmiş olduğu çocukluğu düğümlendi boğazına. Yanına iki kedi geldi gecenin soğuğunda birisi dikti gözlerini, dik dik baktı. O dondu, kedi de dondu . Belki tüm duyguların donduğu gibi. Diğeri acıklı bir mivay çekti. Açlığın hissettirdiği bir inleyişle, olabildiğine acınası. Kendi yüreği teselliye muhtaçlar açları doyurabilir miydi? Yarası kanayan bir insan feryat edenlere ne yapardı? Geçmişi aramak neden bu kadar zordu. Anılar nereye kaybolmuştu. Biraz daha sarıldı atkısına. Uzaklaştı... İncecikten bir yağmur yağmaya başladı. Geceydi, karanlıktı ve baktı gökyüzüne. Bir ışık, bir ümit! Bir duyurmaca sesini. Ancak zincirleri yüreğine prangalanmış asi bir at gibi durduruldu.
- Nereye gidiyorsun!, vakit? dedi yüzü kapalı esmer bir delikanlı.
- Ölüm ansızın gelir. dedi. Vakit ölümlüler içindir.
- Aramak istiyorsan yak kendini. Yoksa bu soğuk söndürmez yüreğini. Dedi esmer genç.
- Çekilmezsen önümden yakacağım zaten...
-Yanmadan tütemezsin. Tüttükçe umut var edersin. dedi delikanlı.
- Yanlış bildin. Biz yanan ama tütmeyenleriz. Boynumuz yere eğik.
Bu sözü duyan delikanlı iç kıvılcımlarından daha yanığını gördüğünü anladı ve son bir söz söyleyerek yoldan çekildi.
- Gecelerini emzir, büyüt düşlerini, çünkü sen hem var hem yoksun. Bu dünya titrek bir mum alevidir. Her an sönmeye müsait. Ama ışıt sen yine de yollarını. Aydınlık isteyenlerin...
Bir ayın yansımasına baktı bir de esmer delikanlıya. Siyahtan kara gözleri pus çökmüş sokaklarında şehrin... Sarılması gerekiyordu. Hasrete tutsak olmak gerekiyordu belki de . Sabrın söndürdüğü yüreğini yanına aldı, katık yaptı acılarını. Döndü gerisingeri evine. Sarıldı hayallerine ve verilmişlerine. Güç oldu ona ümit besleyenlere. Bu muydu insanın yaşama amacı? Hep içinde alazlar mı yanmalıydı? Belki de yaşamak bir anlam arayışıydı, kendini kaybetmişlerin yüreğine pusula olmak bazen, kendisi bir kaybolmuşken.