Rüzgarların Savaşı

Bir varmış, bir yokmuş, diye başlayan zamanlarda
Okyanusun ötesinde garip bir ülkede kocaman bir deve yaşıyormuş.
Bu deve masallarda anlatılan, o devlerden daha büyükmüş.
Bu devenin bir dudağı yerin altında, bir dudağı uzayın boşluğunda imiş ve sihirli güçlerine kimsenin aklı ermezmiş.
Bu deve, oturduğu beyaz badanalı sarayın penceresinden, uzaydaki sihirli aynasına bakarak, Söyle bana sihirli ayna, benden daha büyük bu dünyada kimse var mı?
Diye her saniye sorarmış.
Sihirli aynası da ona, bu dünyada senden büyük kimse yok, en büyük sensin, diye papağan gibi aynı sözü tekrarlayarak yalakalık yaparmış.
Çift hörgüçlü deve bu dünyada benden, başka büyük yok diye kasım kasım kasılarak, cadı kıyafetleri giyip, herkese kırmızı elma ikram edermiş.
Bir gün başka ülkelerde nazlı nazlı çiçek kokulu esen melteme gözü takılmış ve hemen onu tehdit ederek, bundan sonra sadece benim sarayımın üzerinde eseceksin, yoksa senin o serin serin esen rüzgârını keserim, diye gürlemiş.
Zavallı çiçek kokulu Meltem korkusundan, bu kötü kalpli devenin isteğine uymuş ve onun sarayının üzerinde, çok sıcak havalarda serin serin esmeye başlamış.
Yıllar böyle geçmiş ama çiçek kokulu meltem eski arkadaşlarını ve doğduğu yeri özlemiş fakat deveden korktuğu için, onun emrinden dışarı çıkamıyormuş.
Güzel kokulu Meltem esmesine esiyormuş ama artık eskisi gibi çiçek kokmuyormuş ve çok mutsuzmuş.
Bir gün artık bu esarete dayanamamış ve göçmen kuşlarla arkadaşlarına haber yollamış.
Göçmen kuşlar, önce çöllerden esen samyeline meltemin durumunu anlatmışlar.
Samyeli gürlemiş, Meltem bana küstü de gitti zannediyordum, benim canım, ıtır kokulu rüzgârım, biricik sevgilim, demek bir devenin elinde tutsak.
O deve herhalde çöllerde hiç susuz kalmamış ve göz gözü görmez, kum fırtınalarının altında gecelememiş.
Bu deve demek ki çift hörgüçlü çöl devesi değil, eğer çöl devesi olsaydı, benim yavuklumu zorla araklamaya kalkmazdı, ona yan gözle bakmayı bırak, şöyle karanlıkta bile göz kırpamazdı.
Lan, bu deve benim meltem'imi rızası olmadan, hamuduyla yutmaya kalkışıyor öylemi.
Bu çöl kaçkını, benim namımı hiç mi duymadı?
Ben estimi ateşten daha sıcak eserim, dağları ateşimle un ufak eritip, çöle çeviririm.
O yavuklumu zorla gasp yapan deveye kendimi tanıtma zamanı geldi.
Diyerek okyanusun öbür tarafına doğru, çöllerin kumunu önüne katarak, toz duman içinde esmeye başlamış.
Göçmen kuşlar, daha sonra denizden esen Poyraza meltemin çok mutsuz olduğunu ve devamlı ağladığını anlatmışlar.
Poyraz bu işe çok ama çok kızmış.
Meltem benim en iyi arkadaşım, madem dostum zor durumda, dostlar kötü günler için vardır demiş ve o devenin sarayını başına yıkmazsam, bana da anlı şanlı poyraz demesinler diyerek, hemen tayfun olmuş.
Önüne denizin dev gibi dalgalarını katarak, deveye haddini bildirmek için yola çıkmış.
Poyraz kızgınlıkla estikçe esmiş ve dalgalar köpürmüş, önünde tsunami olmuş.
Göçmen kuşlar, sonra meltemin yakın arkadaşı lodosu bulmuşlar ve ona da durumu anlatmışlar.
Lodos bu duruma çok öfkelenmiş ve benim arkadaşımı kimse ama kimse esir alamaz diye gürlemiş.
Onun sesinden ağaçlar yıkılmış, evlerin çatısı uçmuş.
Dağlarda ki karları önüne katmış ve tipi olup yağmak için, okyanusun öbür tarafına atını dört nala sürmüş.
Göçmen kuşlar sonunda araya araya meltemin arkadaşı Muson rüzgârını bulmuşlar ve ona da meltemin kendisinden yardım istediğini anlatmışlar.
Muson rüzgarı kendisine anlatılanlarını sakince dinledikten sonra.
Göçmen kuşlara, dünyaya kafa tutan kendini bilmez, bu aptal deveyi ilk defa duyuyorum, şunu bana iyice bir anlatın demiş.
Göçmen kuşlar musona başlamışlar deveyi anlatmaya:
Çok ama çok büyük dev gibi balıkları var.
Bu büyük balıkların yarısı devamlı suyun altında dolaşıyor, öbürleri ise suyun üzerinde ve bu balıkların çok zehirli dikenleri var.
Devenin emri ile bu zehirli dikenlerini, canlıların üzerine atıyorlar.
Muson rüzgârı, göçmen kuşlarına gayet sakince hepsi bu kadar mı diye sormuş?
Göçmen kuşlar muson rüzgârının bu sakinliğine hiçbir anlam verememişler ve şaşkın bir şekilde birbirlerine bakıp bakıp kanat çırpmışlar.
Muson rüzgârı, bu devenin gücü sadece balıkları mı diye tekrar sormuş?
Leylek öne çıkarak başlamış, laklak yapmaya.
Havada uçan demir kanatlı devasa büyüklüğünde kuşları da var ve bu kuşlar istediği zaman görünmez oluyorlar.
Birde ağızlarından, ateş çıkarıyorlar, kusura bakma ama senden bile hızlılar.
Muson kazlara, ördeklere, leylere, bütün göçmen kuşlarına şöyle bir süre baktıktan sonra, onların üzerine hafifçe bir ahmak ıslatan yağmur şeklinde yağmaya başlamış.
Yere düşen her damla göçmen kuşlara, bir şeyler anlatmış.
Biz zaman olur, öyle bir yağmur oluruz ki, denizler taşar, karaları su basar.
Biz canımız isterse kutuplardan eseriz, her tarafı buz tuttururuz.
O devin zehirli balıkları buz tutmuş denizlerde artık yüzecek yer bulamazlar ve soğuktan donarak ölürler.
O demir kanatlı ağzından alev çıkaran kuşlarına gelince.
İşte o kendini kuş sanan zavallılar, çakan şimşeklerden, tepelerine düşen yıldırımlardan, korunmak için, kaçacak delik ararlar.
Bu söylediklerimize belki şimdi inanmayıp vak vak diye gülüyorsunuzdur ama bizim bu deveyi devirdiğimizi, size zaman gösterecektir.
Muson rüzgârı kâh yağmurla, kâh dondurucu buz gibi esen rüzgârları ile o da esaret altında ki arkadaşını kurtarmak için, everestin zirvesinden, berinğ boğazına az gitmiş uz gitmiş.
Poyraz, lodos, samyeli, muson ve yanında getirdikleri arkadaşları ile büyük okyanusun tam üzerinde buluşmuşlar.
Büyük bir öfke içinde devenin yaşadığı topraklara,dört bir yandan, saldırıya geçmişler.
Bazen tipi, bazen, tsunami , bazen sel, bazen tufan, bazen kasırga, bazen tayfun, olmuşlar.
Kah deveyi dondurmuşlar,kah sıcaktan kavurmuşlar ve bu savaş meltemi kurtarıncaya kadar sürmüş gitmiş.

18 Ekim 2011 5-6 dakika 67 öyküsü var.
Yorumlar