Taş

O yıkık dökük evimizde o kadar güzel anılarımız geçti ki...

Kocaman siyah kazanlar vardı hem salça kaynatırlardı hem bulgur bazen de çamaşır yıkamak için su ısıtırlardı,boşu bile yerden kalkmaz,iki kişi kulplarından tutarak ancak öyle taşırlardı bir yerden bir yere.

Annem zor bela o kazanı koydu,bahçemizde yetiştirdiğimiz domatesleri içerisine doldurarak başladı kazanı kaynatmaya.Hani bir türkü vardır:

"Kaynanayı ne yapmalı?

Kaynar kazana atmalı,

'Yandım gelin'dedikçe

Altına odun atmalı."

Belki bu türküyü yazan da kaynayan kazandan ilham almıştır.

Çocuğuz yaramazlık yapıyoruz,ateşle oynuyoruz, kazanın içine kum atmaya çalışıyoruz ve etrafında "al satarım bal satarım"diyerek oyun oynamak istiyoruz,tehlikesinden ziyade bizim için bir eğlence geliyor etrafîna saçtığı kıvılcımlar.Annem hem kızıyor kazanın içine düşüp yanacağımız için hem de keyfimizi bozmak istemediğinden:

"Fazla yaklaşmayın diyor,salça yaptığıma pişman etmeyin beni!"

Evimizin arka tarafında yarım dönüme yakın tarla var,sahibi yaşlı bir amca olduğu için nadasa bırakıyor tarlayı ve boyumuz kadar otlar bitiyor,otların içinde yaşadığımız mutluluğun zevkiyle dünya umrumuzda olmuyor, sınırda kilomuzdan ağır taşlar var ve o taşları aşağıdaki çeşmeye doğru yuvarlıyoruz.

Rahmetli babam yuvarladığımız o taşları görünce küplere bindi ve zarar gelmesini istemezdi kimsenin malına.O yuvarladığız koca koca taşları var gücüyle yerine koymaya çalışırken" Allah"dedi sadece.Sonrada bize kızmaya başladı oysa kolay kolay kızıp bağıran birisi değildi babam.

Köyümüzün ortopedi uzmanı olan kırıkçı-çıkıkçı Memiş amcayanın yolunu tuttu çünkü taşları yerinden kımıldatamadan kolu çıkmıştı.

25 Mayıs 2024 1-2 dakika 433 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar