Turuncuya Çalan Kırmızı Top

         Hava öyle soğuktu ki önce korktu dışarıya çıkmaktan sonra kanepenin üzerine çıkardığı paltosunu kaptığı gibi attı kendini sokağa ! Rüzgar şiddetle yüzüne vuruyor ve yaşları rüzgarla birlikte savruluyordu yollara…

Yüreği ilk kez böyle kinle, öfkeyle, sevgiyle çarpıyordu. Tüm duyguları yüreğinde bir yumruk olmuş, ne düşüneceğini bilemez duruma gelmişti. Birçok hayal vardı kafasında ve onları gerçekleştiremeyeceği düşüncesi bir o kadar daha öfkelendiriyordu onu ve o öfkeyle daha da hızlı yürüyor, yürümüyor adeta koşuyordu. O kadar çok yürümüştü ki evden epeyce uzaklaşmıştı. Durduğunda kendini bir spor mağazasının önünde buldu. Neden orada durmuştu? Vitrinden içeri baktı; bir basket topu gördü, rengi turuncuya çalan kırmızıydı. Sonra cama yansıyan vücuduna şöyle bir baktı,küçücüktü henüz halbuki hep büyüdüğünü söylerdi; küçük olduğunu ilk kez kabul etti. Gözlerine baktı, basket topu gibi kırmızıydı gözleri… Koşarak kaçtı, eve döndü ve babasının odasına girdi.

Babasının yanına oturdu ve “geçen gün gittiğimiz spor mağazasına gidip geldim. Hala orada duruyor beğendiğim top. Bugün alacağız diye söz vermiştin bana canım babacığım. Yarın yaş günüm! Şimdiden yaşlar birikti gözlerime, yarın ne yapacağım, nasıl dayanacağım?” Odasına gitti ve bir battaniye alıp tekrar babasının yanına geldi. Odada, yatağın yanındaki koltuğa oturdu ve örtündü. Annesi yan odada uyumuştu bile…

         Yarına hazırlanıyordu herkes ve o da babasıyla odada bekliyordu yarını. Gece boyunca bir şeyler anlattı babasına bu son gecelerinde… Sabah erken olmuştu, daha anlatmak istediği çok şey vardı. Neredeyse tüm aile gelmiş, zaten çoğu akrabalar da onların evinde kalmıştı. Erkenden çıkmışları yola, yol çok kısa gelmişti ona. “Bu kadar erken mi?” diye geçirdi içinden çocuk ve “bugün doğum günüm” dedi sessizce “bugün doğum günüm baba…”

Babasını dört kişi taşıyordu, annesini iki kişi. Kardeşi yoktu. En arkada gidiyordu. Kalabalıktı. Çocuğun arkasından bir de adam geliyordu. Kim diye baktı önce, sonra “herhalde bir tanıdığa geldi, belki eşi, belki çocuğu, belki babası” diye geçirdi içinden.

Yürürken basket topunu gördüğü günü hatırladı.

Babasıyla eve doğru geliyorlardı. Basketbol antrenmanından çıkmıştı ve spor mağazasının önünde durmuşlardı. Babası ona “istediğini seç, yaş günü hediyen olacak, yarın gelip alacağım” dedi. Çocuk sevinçle gezdi mağazayı ve turuncuya çalan kırmızı topu seçti.

Tekrar doldu gözleri ve top rengini aldı gözbebekleri. Çığlıklar koptuğunda kendine geldi. Babasını gömmüşlerdi bile ve kürek kürek topraklar atılmıştı, en son da çiçekler… Burnunu çeke çeke gitti annesinin yanına. “Güçlü olmalıyız, babamın istediği gibi güçlü” dedi. Annesine sarıldı, artık herkes dağılmıştı. Annesi ona “git ve vedalaş babanla” dedi. Derken çocuğun arkasından gelen adam, çocuğa yaklaştı. Çocuğun omzunu tutarak “evlat baban bunu senin için ayırtmıştı. Hadi al, bu babanın sana yaş gün hediyesi.” Çocuk yuvarlak paketi aldı ve toprağa dizleyip açmaya başladı. Paketten, turuncuya çalan kırmızı top çıktı. “Baba…” dedi kısık kesiyle. Babasının mezarına sarıldı ve öptü toprağı, babasının yanağını öper gibi…

Babası her şeyi düşünür olmuştu son zamanlarında, çünkü yenilmişti kansere. Oğlunu da son kez düşünmeyi ihmal etmemişti.

Çocuk her gece topu başucuna koyup yatar olmuş, her oyununu o topla oynamaya başlamıştı. Büyüdü, evlendi ve evinde bir oda ayırdı o topa; madalyalarla, resimlerle dolu bir oda. Turuncuya çalan kırmızı topun üstünde babasının fotoğrafı vardı. 

Tüge Dağaşan

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış