Tutsak




Madam Angelika’nın mutfağından yayılan patates ve biber kızartmasının ağır kokusu, burun deliklerinden içeri hücum etti. Öksürerek kalktı yataktan. Biraz daha uyumak istediği halde, Madam’ın tüm yemek kokularının her gün ve neredeyse her saat saldırısına uğradığı için, yatmanın anlamsız olduğunun ve bir an önce ayaklanıp, çarşıya inmesi gerektiğinin sonucuna vardı.

Yine de açtı camı ve yukarıya doğru:

- “Aman bre madam. Yine boğdun beni. Aspiratör denen bir şey var hanımefendiciğim. Artık şu kızartma yağını da değiştirsen diyorum!” diye bağırdı.

Duş aldı, giyindi ivedilikle. Ocağa çaydanlığı yerleştirip altını açtı. Ekmek doğradı. Buzdolabından zeytin ve peynir kaselerini çıkartıp masaya koydu. Su kaynamaya başlamıştı bile. Çayı demledi. Ocağın öbür gözüne tavayı yerleştirdi. Biraz sıvı yağ döküp, yağın kızmasını bekledi. Tavaya bakıyor gibi ayakta duruyordu ama tavaya bakmıyordu. Düşüncelere dalmıştı. Silkelendi hemen. Yağ kızmıştı. Dolaptan bir yumurta çıkartıp tavaya kırdı. Kapı çaldı. Koştu açtı kapıyı. Madam Angelika, üzerinde sabahlığıyla gülümseyerek karşısında duruyordu.

- “Niye bağırıyorsun sabah sabah Cezmika. Bak sana kızartma getirdim. Kahvaltına yetiştirdim mi cancağızım?

Cezmi pek oralı olmamıştı. Sırtını dönüp sinirli adımlarla mutfağa seğirtti. Madam da arkasından telaşlı adımlarla yürüdü.

- “Oğlucuğum niye sinirlendin. Kokudan mı rahatsız oldun? Aspiratör alacak param yok. Ne yapabilirim? Neyse birazdan Kostas yemeğe gelecek. Gideyim ben. Sana afiyetler olsun.”

Çıktı gitti. Üzmüştü kadını. Şermin gittiğinden beri hep sinirliydi böyle. Gerekli gereksiz çatışıyordu insanlarla. Bu huyundan nefret ediyordu.

Yumurtayı aldı ocaktan. Masaya geçti, ama hiçbir şey yiyemedi. Gözü kızartmada, öylece kalakaldı. Kızdı kendine. Bazen insanları gereksiz ve ölçüsüzce kırabiliyordu ve bu huyundan da nefret ediyordu.

İç çekerek ayağa kalktı. Çarşıya inmekten vazgeçti. Romanının başına geçti. Hala bitirememişti.

(Yalnızlık, serçe boyu yol almaksa gönülsüz, nereye göçer kuşlar? Kuşların çizdiği sınırlar, aşkın sınırları mı , ülke sınırları mıdır? Hangisi daha iyidir? Biteviye bir melodi, drama dönüşünce başlar çılgın valsleri yaprakların. Güz gelmiştir ve yeni bir sevdaya açılacak yelkenler, çoktan yırtılmıştır.)

Kalktı, pencerenin yanına gitti. Bir sigara yaktı. Yağmur başlamıştı. Yağmurun amansız bestesi, camlara resmini çiziyordu ve Madam Angelika’nın içli içli ağlayışları, sigara dumanını titretiyordu.

Yağmur şiddetini artırmıştı.

Damlalara boyun eğen yapraklar, asfaltın kollarında tüm renklerini öldürüyordu.





Ali K. Tanyıldız


kasım 2020

19 Kasım 2020 2-3 dakika 5 öyküsü var.
Beğenenler (7)
Yorumlar (3)
  • 13 gün önce

    Tebrik ederim Ali Kemal bey... 🧿

  • 13 gün önce

    Yağmur ne ki içindeki fırtınalar dinmedikten sonra Kutlarım Ali bey

  • 13 gün önce

    Yaşananlar belki her gün aynı şekilde belki bir çoğu sıradan, olsun yine de içinde insan ve insana dair bir dolu yaşanmışlık... Kutluyorum içtenlikle...