Yabancı

İsmail Dede köyünün ve etraf köylerin tek seyyar satıcısı, aynı zamanda nakliyecisi idi. İsmail dede köyünde yetişen sebze, meyve, tahıl, kuru bakliyatı alıp civar köylere ve kasabaya götürüp satan yaşlı bir dedeydi. Aynı zamanda gittiği köylerden mal alır başka köylere satardı.
İsmail Dede'yi o yörede tanımayan, bilmeyen aynı zaman sevmeyen yok gibiydi. Gittiği her köyde hoş karşılanırdı. Çünkü o gittiği her köyün hem ihtiyaçlarını ayağına götürür hem de köylünün ürettiği malı satın alır başka köylerde pazarlardı. İsmail Dede'nin ticaret yaptığı yıllarda köylüde bulunmayan veya en az bulunan şey para olduğundan, ticaret mal karşılığı yapılırdı. Yaptığı ticarette hiç kimseyi aldatmaz, satın aldığı malı değerinden alıp az bir karla satardı.
İsmail Dede'nin nakliye aracı yaylı at arabasıydı. Arabanın üzeri çadırla örtülmüş olup ön tarafında sürücüsünün oturduğu yer vardı. Arabanın içinde taşıdığı yükün yanı sıra bir de yorgan ve yastık vardı. İsmail Dede evden ayrılınca günlerce eve gelemez ya gittiği köylerde misafir olur ya da uygun güvenli bir yer bulursa arabayı kenara çeker uyurdu.
İsmail Dede yolda gittiği yöne doğru gidecek kimi görürse alır götürürdü. Bu götürme işine o yöre insanı öyle alışmıştı ki insanlar otobüs, dolmuş bekler gibi yol kenarına oturup İsmail Dede'nin gelmesini beklerdi. Kasabada okuyan talebeler daimi yolcularıydı.
İsmail Dede insanlardan karşılık beklemeden hizmet etmekten büyük keyif alırdı. İhtiyaç sahibi birinin ihtiyacını karşılıksız yerine getirmeyi o günün kârı sayardı. Anlayacağınız kanaatkâr bir insandı.
İsmail Dede bir gün kasabaya giderken yolda bu güne kadar görmediği bir kişi el kaldırır durması için işaret eder.
-Hey arabacı dede nereye gidiyorsun?
-Kasabaya.
-Beni de alır mısın?
-Neden almayayım sırtımda mı gideceksin nasıl olsa kasabaya gidiyorum, atla bakalım. Kimsin? Nereden gelir, nereye gidersin? Civar köylülere benzemiyorsun, şayet bu civardan olsan seni tanırdım.
-Haklısın dede. Ben kasabanın en kuzeyindeki dağ köylerindenim. Hayvan alır satarım senin anlayacağın Celebim. Şu karşı köyde bir çift satılık at var dediler; almaya geldim ancak anlaşamadım geri dönüyorum.
-Nasip değilmiş, canını sıkma onunla anlaşamadıysan nasibin neredeyse o karşına çıkar anlaşır alırsın.
İsmail Dede ile yabancı yolda böyle böyle sohbet ederek giderlerken kasabaya yakın ormanlık alanda İsmail dede durmuş ve:
-Hemşerim; burada biraz mola vereceğim, hem atlar biraz dinlensin, hem de kasabanın nüfus müdürünün siparişini temin etmem lazım.
-Dağın başında ne temin edeceksin?
-Müdürün böbreklerinde taş varmış, az ileride kayaların içinden çıkan kaynak suyu böbrek taşlarının dökülmesine yarıyormuş da bir testi getirmemi istedi. İster benimle kaynak suyunun olduğu yere gel ister işim var acelem var diyorsan git. Ya da burada beni bekle. Hangisi uygunsa öyle hareket et.
-Sağ ol dede. Ben sen gelene kadar biraz uzanıp dinlenmek istiyorum. İki gündür uykusuzum.
-Nasıl istersen dedikten sonra İsmail Dede atları bir ağaca bağlar, yem torbalarını takar ve kaynak suyuna doğru gider. Bu arada yabancı ağacın gölgesine uzanır. İsmail Dede ağaçların arasında görünmez olunca yabancı yattığı yerde kalkar; alelacele atın birinin yularını çözer bindiği gibi oradan uzaklaşır. İsmail Dede döndüğünde atının çalındığını anlar ve arkasından ' Ey yabancı... Sen benim atımı değil, merhametimi çaldın. İyilik yapma isteğimi bırakmadın; vebali boynuna olsun...' diye bağırıyordu.

13 Mart 2011 3-4 dakika 39 öyküsü var.
Beğenenler (2)
Yorumlar (2)