Yeşil Elma

'Peki, Doktor Hanım benim yerimde olsanız siz ne yapardınız?' diye sorabildi Elif, bağı çözülen dizlerinin üzerine kalkmaya çalışırken. Doktor Hanım'ın gözlerinin içine baktı. Sorusunun cevabını çok önemsediği her halinden belli oluyordu. Titreyen ellerini doktorun fark etmesini engellemek için pantolonunun ceplerine koydu. 'Ben o riski alamazdım' diye yanıtladı Doktor, hissiz bir tavırla. Aldığı cevapla bir kez daha sarsıldı. Yaşadığı şaşkınlık, endişe ve çaresizlik aklına onlarca soru getirse de 'Sizin çocuğunuz var mı' diye sorabildi, titrek bir ses tonu ile. 'Hayır, ama en kısa zamanda düşünüyorum' diye cevapladı Doktor Hanım. 'İsterseniz önümüzdeki Perşembe günü saat sekize yazalım randevunuzu. Daha fazla gecikmeden gebeliği sonlandırmak lazım' diye sürdürdü konuşmasını Doktor. Bir iki saniye düşündükten sonra 'tamam' diyebildi Elif. Doktor bilgisayarına bir şeyler yazdı. 'Aç gelin olur mu' dedi. Bir şey söylemeden çıktı. Şoka girmiş gibi bir hali vardı. Kapının dışında sıra bekleyen hamile kadınları, içlerinden yarıp geçtiği bekleşen hastaları, koşuşturan hemşireleri, ağlayan çocukları fark etmeden, kulaklarında dayanılmaz bir uğultu ile hastaneden çıkıp evinin yolunu tutmuştu.

Evi, hastaneye 5?6 km mesafedeydi. Yürümek için oldukça uzak olmasına rağmen ayakları bilinçsizce adımlar atıyordu çok iyi bildiği bu patika yolda. Beyninde, 'Bu bebek neye benzer, Allah bilir.' cümlesi zonkluyordu. 'Bu bebek neye benzer, Allah bilir...' Etrafındaki gelip geçen insanlara aldırış etmeden bıraktı gözyaşlarını. İçinde düğümlenen ağlama isteğine daha fazla engel olmadı. 'Ne yapacağım ben şimdi. Aman Allah'ım! Bu nasıl bir karar anı böyle! Ne yapacağım!' İç sesi çığlıklar atarken, hem ağlıyor hem de yürümeye devam ediyordu. Yokuşu tırmanmaya başladığında doktor odasındaki ültrason anına gitti birden. 'Üç buçuk haftalık, kese içinde, tek...' 'Doktor Hanım, şu ilacı ayın 17 ve 18'inde sabah akşam olmak üzere 4 tablet içtim. Bir sakıncası olur mu?' deyişi, doktorun, üzerinde büyük harflerle Zinnat 1000 yazılı olan prospektüsü alıp uzun uzun incelemesini, inceledikçe yüzüne yansıyan karamsarlığı fark edişini, 'Elif Hanım siz ne yaptınız? Bu ilacı öyle bir zamanda içmişsiniz ki tam da bebeğin ilk hücrelerinin oluştuğu döneme rastlıyor. Bir hücre, cenin için bir organ demektir. Bebeğin bir tek hücresi bile zarar görmüş olsa bu bebek neye benzer Allah bilir.' Deyişini tekrar tekrar yaşadı. Düşündükçe olayın ciddiyetini daha iyi anlıyordu. 'Sakat bir çocuğum olacak ve onun sakat olmasının sebebi benim. O ilaçları içmeseydim bebeğim sağlıklı olacaktı. Ona bunu nasıl yaparım. Allah'ım ben ne yaptım! Şimdi ne yapacağım! Onun için hangisi daha iyi; doğurmak mı, aldırmak mı? Ne yapacağım şimdi!' sorularına bir cevap ararken saatlerce yürüdü.

Elif memurdu. Biri sekiz diğeri bir yaşında iki kızı daha vardı. Küçük kızını büyük kızına emanet edip gitmişti doktora. Ücretsiz izin almıştı iş yerinden. Üç ay sonra işe başladığı zaman bebeğe bakıcı ayarlayacaktı. İkinci bebeğe de çok zor karar vermişti. Bu nedenle büyük kızı ile küçüğün aralarında yedi yaş fark vardı. Eşi polisti Elif'in. İşi de bir hayli zor olduğundan hiç eve faydası olmuyordu. Kendisi de tam gün çalıştığından büyük kızını çok zor büyütmüştü. Neredeyse iki yılda bir tayin yaşıyorlardı. Bu da hayatlarını zorlaştırıyordu. İkinci bir bebekleri daha olsun mu olmasın mı derken yedi yıl geçip gitmişti. Şimdi ikinci bebekleri henüz bir yaşını yeni doldurmuşken bu sürpriz hamilelik şok etkisi yapmıştı Elif ve eşinde. Hamilelik testi pozitif çıkınca bütün gece ağlamıştı Elif, ne yaparım, nasıl bakarım diye. Gerçekten hamile olup olmadığını bir de doktoruna danışmak için çok sabırsızlanmıştı. Evden çıkarken, on gün önce kullanmış olduğu ilacın kutusunu da çantasına atıvermişti. Elif fikren, üçüncü bir bebeğe bile hazır değilken, sakat bir bebek haberiyle ne çok sarsılmıştı.
Uyku uyuyamaz halde sürekli ne yapacağını düşünüyordu. Eşi ona 'Sen ne karar verirsen ben arkandayım' demişti. Oysa böylece bütün yükü yine Elif'e yüklemişti. Bir şey söyle! diye sesini yükseltmişti Elif, net bir cevap alamayacağını bile bile.
'Kıyamam' diyordu iç sesi. 'Kıyamam, nasıl kıyarım? Ben bir anneyim. İki evladım var benim. Kızlarım için hissettiğim annelik duygularımı, evlat sevgimi nasıl bu bebekten esirgeyebilirim. O da benim evladım değil mi? Kızlarımı ilk kucağıma aldığımda, mutluluk gözyaşlarımın yüreğime akan çağlayanlarını, onlara her sarılışımda içime sığmayan o mutluluğu yaşamamış olsam belki bir yabancı gibi terk ederdim onu. Ama terk etmek onu öldürmek anlamını da taşıyor. Peki, onu doğurup da ömür boyu gözümün önünde çile çekmesine nasıl yüreğim dayanacak. Acaba bebeğim bu dünyaya sakat olarak gelmek isteyecek mi? Yaşadığı sürece beni mi suçlayacak? Buna ben sebep oldum! Ben sebep oldum!'

Günlerdir yaşadığı vicdan muhasebesi adeta birdenbire yaşlandırmıştı Elif'i. Kullandığı ilacı kendince araştırmaya devam ediyor, istatistiklerden bir sonuç çıkarmaya çalışıyordu. Oysa istatistik denilen şey ne kadar da anlamsız geliyordu. Elif için sadece iki olasılık vardı; sakat bebek, sağlıklı bebek. Doktor arkadaşlarından fikirler alıyor, başka başka doktorlara da gidiyordu. Gittiği doktorlardan biri 'Dokuz aydır bir bebeği takip ediyorum. Hamilelik süresince her şey çok normaldi. Ancak dün bebek doğduktan sonra bacaklarının kısa olduğunu fark ettik. Biz doktorlar her şeyi yüzde yüz bilemeyiz. Biz sadece olasılıklar sunarız.' şeklinde açıklamalarda bulunmuştu. Bu cümleler, Elif'i çok etkilemişti.
Bir hafta böyle geçti. Mantığınca şöyle bir sonuca varmıştı, 'Kızlarımdan biri sakat olacak olsa, öldürmek veya ölmesini istemek gibi bir şey aklıma gelmeyeceği gibi, bu bebeği de asla sakat olma ihtimali yüzünden aldırmayacağım. Allah bana sakat bir çocuk vermeyi dilerse bunu her şekilde yapabilir. Kaderime teslim olup, her şeyi oluruna bırakmak en doğrusu.' Bebeği doğurmaya karar verdi Elif. Kürtaj için aldığı randevuyu iptal ettirmediği gibi, o doktoru da bir daha hiç görmedi.

Bebeğin kontrolleri için çok ünlü başka bir doktora gitmeye başladılar. İkili test, üçlü test, ense kalınlığı ölçümleri derken, bebeğin sağlıklı olma ihtimalinin yüksek olduğunu, hatta cinsiyetinin de kız olduğunu öğrendiler. Doktorun ültrason cihazı da üç boyutlu ve renkliydi. Bu nedenle güven veriyordu Elif ve Eşine. Sonraki haftalarda ikinci düzey ültrason da yapıldı. Bu ültrasonla, sakatlık riski taşıyan bebekler anne karnında iç organlarına kadar inceleniyor, bir problem olup olmadığı tespit edilebiliyordu. Birkaç gün sonra hastaneden verilen raporda, bebekte herhangi bir anomali tespit edilmediği yazıyordu.

Derken bebek yedi buçuk aylık olmuştu anne karnında. Bebeğin sağlığıyla ilgili, Elif'in içi daha rahattı artık. Doğum zamanı yaklaşırken, evlerine yakın bir hastane araştırmaya başladılar. Ne de olsa üçüncü bebeğiydi ve son bebeği ile aralarında yirmi iki ay olacaktı. İki bebeğini de normal doğum yapmıştı bunu da öyle düşünüyordu. Hastane eve yakın olursa doğum sancıları başladığında ulaşım kolay olurdu. Yeni bir doktor ve hastane arayışında üç-dört doktora daha gittiler. Hepsi bebeği birer kez ültrasonla izledi, sağlıklı bir kız olduğunu söylediler. En son gittikleri hastanenin doktoru 'Oğlumuz çok iyi görünüyor' deyince Elif 'Kızımızı bekliyoruz' dedi. 'Şu ana kadar çok sayıda doktor gezdik. Hepsi cinsiyetinin kız olduğunu söylediler.' Dedi. Doktor, 'Ben erkek olduğu konusunda iddialıyım, isterseniz üç boyutlu ültrasonda bakalım' dedi. Kabul ettiler. Sonuç çok şaşırtıcıydı. Doktor, bebeğin pipisini anne ve babasına gösterdi. Elif de eşi de yeni bir şok daha yaşıyorlardı. Oysa hamileliğin bu dönemine kadar bebeğin sağlık durumuyla ilgilenmekten olsa gerek, cinsiyetini hiç önemsememişlerdi. Buna rağmen, iki kızı olan bir anne baba için sevindiriciydi bir erkek çocuk müjdesi. Doğum da o hastanede gerçekleşti. Elif sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getirdi.

Elif, hamileliğinin ilk günlerinde hatta hamile olduğunu öğrenmeden önce, bir rüya görmüştü. Çok net hatırladığı bir rüyaydı. Yeşil renkli bir elma alıyordu eline. Parlak, sert ve yemyeşil, harika bir görüntüsü vardı. Elmayı inceliyor ve eline alırken: 'Bu tam benim istediğim gibi bir elma' diyordu. Elif rüya görse de unutur, rüyalarını hiç önemsemezdi. Bu rüyayı da diğerleri gibi önemsememişti. Nedense doğuma yakın günlerden birinde, internette dolaşırken rüya tabirleri sitesinde buldu kendini. O gördüğü rüyayı anımsadı. Anlamına baktı. 'Yeşil elma görmek erkek evlada veya murada işarettir, kırmızı elma kız evlada işarettir' yazıyordu.

14 Ağustos 2012 8-9 dakika 1 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar (1)
  • 10 yıl önce

    Bu hikaye "hikaye" değil!...Çok güzel ,duygu dolu bir yaşanmışlık.Allah gönlüne göre versin Ünzile.Edebi değeri de ,içeriği de yüksek bir çalışma olmuş.Tebrikler.