Ziyaret

Ben arasam İlk söz,
" Merhaba...ben...".
Sen olsan arayan,
" ...kızdın mı? Doğru söyle gibi..." laflar edersin.

Ama belli ki sığıntı gibiydik birbirimize. Hangimiz hangimizin kanını emiyordu çaktırmadan. Boynumun şahdamarı sızlayıp duruyordu.
Yine ortalık kan gölüydü. Sen neden benim kanıma tenezzül ediyordun?

Sana her giysi her makyaj yakışır biliyorsun.
" Beğendin mi eteği mi? Ya çantam nasıl? Elbette benim kaşlarım! Deliye bak!".
Dünyanın en güzel kadınıydın. Hâlâ da öylesin. Hep düşünmüşümdür,
" Bana fazla...bana bol musun?"diye.
Anlatamadım. Kırılacak bir yerlerin olur. Korkardım.
Oysa; Saymadım kaç yıl oldu şarkısında...sahi kaç yıl önceydi? Bir başkasının ellerinde beni yıkıp gitmen.
" Merhabaaa...Ben geldim!".
Uyukluyordum. Sözcü gazetesinde Emin Çölaşan makalesini okurken
içim geçmiş...
" Merhabaaaa!".
Ah gözlerin hiç değişmemiş ki! Karşımdasın. O gülümsemen yıkılmak üzere olan barajı bile engeller. Böylelikle sel basmaz. Dibinde ki kasaba
da yaşayan hiç bir insan ölmez, hiç bir ev yıkılmaz. Can mal duvar
kurtarırsın o bakışlarınla.
" Beni niye öldürdün sen!". Söyleyemezdim tabii.

Dudakların ıpılık. Öpüşürken dudaklarıma bu kadar yakınsın işte. Dudaklarımın kıyısında park etmiş kırlangıç gibisin yağmurdan ıslanmışsın sanki.

" İyiyim!". Onca yıldan sonra. Nasıl iyi olmam ki! Yaşamım düzenli. İşim
gücüm yerinde. Bir yere kaçmamışım. Aynı kentteyim de...sen de bir
başka kenttin kokusu başka bir adamın kokusunu duyar gibiyim de...
sen de duyuyor musun bendeki kokuyu? Bu da soru mu şimdi?
Aptal değilsindir sen! Duymuşsundur elbette.

Başa dönelim,
Ben soruyorum,
- Nasılsın?
- İyiyim. Ya sen?
- Gördüğün gibi...
- Hiç değişmemişsin! Bıraktığım gibisini neden demiyorsun. Yıkıntı oluşumu mesela artığın oluşumu!
Ben de,
- Ciddi misin? diyorum. Sen de hiç değişmemişsin. Katilim benim. Katil
aşkım aşık olduğum kadınım benim diyemiyorum elbette.

Çıkalım. Kafe. Kahve. Gözlerin. Şımarman. Dondurmanı benimle paylaşıyorsun. Eskidende paylaşırdın. Acımıyorsundur umarım!
- Hastayım diyorsun. İğnelerin dışardan geliyormuş. İyi ne güzel.
Ben kaç kez öleceğim bilmiyorum ki? Beni bağışlayabilecek misin?
Bir kez olsun söyle ne olur?
- Deşme. Olan olmuş! Ölümcül mü hastalığın diyemiyorum elbette.
Ölümcül dese ya da ömrüm kısaldı dese, sevineceğim handiyse.

Yine arayanların var. Ne çok sevenin var! Benim yok! Ben soğuk adamım. Ben çok dışardayım. Tüm olayların tüm ölümlerin tüm
uzaklıkların çok uzağındayım.

Bana neler yaptıklarının farkında bile değilsin değil mi? Hangi yaram
kurumuştu? Bak şimdiden biri kanamaya başladı yine.
- Üşüyor musun?
- Hayır.Neden öyle bakıyorsun? Bana öyle bakmanı istemiyorum.
Beni bağışlamanı istiyorum anladın mı?
Bu soru bana yabancı bir dili anımsatıyor. Bir başka lisan. Sözlüklerde
açıklaması yok. Anlamadığım bir şey...
- İstersen içeri girelim mi? Zırrrr zırrrr telefon!
- Ha evet. Tamam. Yarım saate kadar misafirhanedeyim...bayyy...
Beraber geldiğim aile. Merak etmişler. Kalkalım mı diyorsun?
- Kalkalım. Bakar mısınız?Bizim hesabı...

Başa dönelim.
-Hiç değişmemişsin!
- Ne dedin canım?
- Yok bir şey demedim. Diyemezdim damarlarımdan biri kan kaçırıyor diye...Kolun kolumda mı? Haaa evet. Sen de sıcaksın tıpkı benim gibi
hem de çok sıcak...

19 Mayıs 2011 3-4 dakika 57 öyküsü var.
Beğenenler (3)
Yorumlar (1)
  • 11 yıl önce

    yüreğiniz var olsun hocam

    yüreğinize kaleminize sağlık

    👍👍👍