Adıyaman Tütünü Yokluğuna Alışamam
Dün diye başlayan,
sözlerden yılkı atları gibi yıldım usandım artık..
yine de ;
dün,
sen farkında olmadan,
üç beş nöbetlerimde,
zuladan sardığım Adıyaman tütününün,
içine sardım seni,
derin bir nefes çekip,
sülietini göğe saldım..
Lakin her çektiğim nefes,
ısırgan otu'nun,
Tekelerin damağına yapışıp,
öksürük yapmaya, başladığı gibi,
seni,
içimden,
yüreğimden söküp atmak istedikçe,
yüreğime yapıştı kaldı...
Lakin;
seni,
senin yokluğunda,
boşluğa uzanan,
bir ölü soğukluğunda,
ar damarı çatlayan ellerimle tutmak isterken,
farkında olmadan,
sen,
sen ki !
aşkımızı,
ihanetlere,
kalleşliklere
şerefsizliklere kurban etmişsin meğer..!
Ama;
Ne gariptir ki,
gecenin karanlığında tıpkı sana benzeyen,
ateş böceğini bir kor misali avuçlarımla avuçlarken,
sen farkında olmadan
yüreğime kor düşürmüşsün, de;
haberin yokmuş sevgilim...
Şimdi;
Dudaklarımın arasından
seni,
Adıyaman tütünü ile karıştırıp
sonsuzluğa doğru üflüyormuşcasına,
efkarlı bir şekilde boşluğa savururken,
unut herşeyi !
Dün/dündür..
Bugün/Bugündür dediğin O mahşer gününü !
nedense,
hala üç beş nöbetlerimde
daha dün gibi hatırlıyorum..
Ve ;
seni tanıdığım o Dün'e
lanet ediyorum...
Çobandan sevgilerle..