Bak Şimdi Kırk Yaşım
Bir zamanlar cebimizde fırtınalar taşırdık,
Yirmi yaşındaydık, dünya küçüktü.
Geceyi bitmeyen bir şarkı gibi söyler,
Sokak lambalarının altında kendi gölgemizle yarışırdık.
O zamanlar zaman bir saatin içine sığmazdı,
Akıp giden rüzgâr gibiydik, engelsiz ve delice.
Her adımla toprağa neşe eker,
Gökyüzünü fütursuzca ceketimizin cebine sokardık.
Gizli buluşmalar vardı köşe başlarında
Kalbin bir kuşun kanadı gibi çırpındığı o anlar...
Bir çift gözün içinde boğulmak, en güzel macera.
Ilık bir nefes değerdi tenimize,
Dünya durur, saatler susturulurdu.
Bir bakışla tutuşurdu o sevgilinin aşkı,
Sözler lüzumsuz, sessizlik bile bir yangındı.
Eve dönüşler vardı bir de, gecenin zifirinde.
Parmak uçlarında yürürdük tahta merdivenleri,
Kalp gürültümüz ev halkını uyandıracak diye korkardık
Kapının arkasında bekleyen o tanıdık gölgeye
En saf, en acemi yalanları sıralardık:
"Kütüphanedeydik annem, zaman nasıl geçmiş anlamadık,"
Oysa üstümüz başımız rüzgâr kokardı,
Aşk kokardı, sokak kokardı.
Annem inanmış gibi yapardı, gülümserdi.
Yaşama sevinci bir kadeh gibi dolup taşardı içimizden.
Otobüs duraklarında ıslanmak bile mutluluktu,
Cebimizdeki son bozuklukla alınan bir çay,
Paylaşılan bir gevreğin susamı kadar tatlıydı hayat.
Ağlamak da çabuk geçerdi, gülmek de
Duygular el değmemiş bir deniz gibi berrak ve dalgalıydı.
Şimdi kırkıncı basamağındayım merdivenin,
Dönüp bakıyorum geride kalan o dumanlı yola.
Aynadaki yüzümde o eski deli rüzgârın izleri var ama
Gözlerimin derininde hâlâ yirmi yaşımın o çılgın çocukları koşuyor.
Zaman bizi biraz eksiltti belki,
Ama içimdeki o deli gençlik hâlâ geceye bağırıyor:
Biz bir zamanlar ateşi elle tutardık,
Biz bir zamanlar dünyayı renklere boyardık.
Bak şimdi 40 yaşım.