Barışça Çığlık
'hangi dilde ölsem bugün?' dedi çocuk.
törensiz!
bir uzun hava olup
serilsem er meydanına yüreğinin...
karın tokluğuna büyümek istemiyordu bir sevdaya
hırsızı belli olan bu kurguda
kaygısız yargısız sızısız
silkmek istiyordu korkularını paçalarından!
masalca çıktı sesi
bir esnese uyuyuverecekti şehir
suçüstülüğünü unutturmak istercesine baktı çocuğun barışsızlığına
uçurtmalar için değil miydi ipler?
zamanlardan belki mayıs'tı üstelik yetmiş iki
üstelik...
ipsiz bir uçurtma daha mı yetimdi
uçurtmasız ip tutan çocuktan?
bir kedi esrikliğinde dolaşmıştı zaman
kuşatılmış benliğin patilerine
oğul kokusu kapan yel fırtınaya gebeyken
ölümlerin yıkmadığı kuytu balkonların birinde
yine bir anne / sesi mayıs'a dönük
'hangi dilde haykırsam?' dedi oğulsuzluğuna
attırmadan şafaklarını adaletin...
kor alevlerce çıktı sesi
üşenmese tutuşuverecekti şehir
utandı bütün kararlar ak kâğıtlardan
anne okşayışına biçilmemiş miydi oğullar
eskimiş bir dizin üstünde...
zamanlardan yetmiş iki
mayıs altı'yı ağlıyordu
ipsiz bir uçurtma daha mı boynubüküktü
oğulsuz mektuplar saklayan anadan?
bütün dillerde öldü çocuk
en çok barışça duyuldu çığlığı
Nisan 2010 / Buca