Bir zamanlar insandık
Bazen insan, dünyanın değil, kendi içindeki güzelliklerin tükenişine tanık olur. Nehirler susar, çiçekler solar, umutlar sessizleşir… Ve bir gün dönüp kendimize sorarız: Biz ne zaman bu kadar uzaklaştık insan olmaktan? Belki de asıl kıyamet, içimizde kopandır.
Bitmiş, tükenmiş bir hayatın ortasında
Kurumuş dere yatakları var
Bir zamanlar çağlayan nehirler susmuş
Sanki dünya kendi yasını tutar
Uçsuz bucaksız ormanlar var
Ama göğe uzanan ağaçlar yok
Her yerde çiçekler var
Güller, menekşeler, papatyalar, orkideler
Bir de güneşe yüzünü dönen ayçiçekleri
Ama o çiçeklerin üstünde
Bir zamanlar dans eden kelebekler yok
Bal yapan arılar yok artık
Ne vızıldayan kanatları var
Ne de sabahın sessizliğini bölen sesleri
Her şey yerli yerinde gibi
Ama hiçbir şey eskisi gibi değil
Neydik, ne olduk?
Biz de bir zamanlar nehir değil miydik?
Önüne çıkan taşlara rağmen akan
Biz de bir zamanlar orman değil miydik?
Her dalında bir umut yeşerten
Peki ne oldu bize?
Hangi mevsimde kurudu içimiz?
Hangi yangında kül oldu çocukluğumuz?
Hangi zamanın acelesinde unuttuk
Bir çiçeği koklamayı, bir insanı sevmeyi?
Şimdi herkes yaşıyor gibi
Ama kimse gerçekten yaşamıyor
Herkesin bir şeyleri var
Ama kimsenin içi dolmuyor
Ve en acısı ne biliyor musun?
Dünya hâlâ dönüyor
Güneş hâlâ doğuyor
Çiçekler hâlâ açıyor
Ama biz, bütün bu güzelliklerin ortasında
Güzelliği görecek gözlerimizi kaybediyoruz.
Bir gün biri sorarsa bize
Neydi bu dünyanın sonu?
Sakın gökten düşen taşları anlatmayın
Yanan şehirlerden, kopan fırtınalardan söz etmeyin
Deyin ki;
Bir zamanlar nehirlerimiz vardı, kuruttuk
Ağaçlarımız vardı, kestik
Çiçeklerimiz vardı, unuttuk
Arılarımız vardı, susturduk
Sonra birbirimize baktık
Ve insan olduğumuzu hatırlayamadık…
Meğer dünya bir günde tükenmemiş.
Biz, onu her gün biraz daha tüketirken
Kendi içimizde de tükenmişiz.