Bitmeyecek Hikâye
Ah, sen…
Gecemin kandili,
Gündüzüme düşen o ağır gölge,
İçimdeki bütün kapıları kapatan o güzel,
O amansız ihtimal.
Bir gün gelirsen,
Ne çiçek iste benden ne de bahar.
Benim bahçem çoktan kışa teslim,
Köklerimde hâlâ sana ayrılmış bir parça duruyor yeşil.
Yol yorgunluğunu gözlerinde taşıyarak,
Ceplerinde bir avuç kurak toprak,
Avuçlarında iki damla yarınla gel.
Bana dünyanın bütün servetini değil,
Bir lokmayı bölüşecek kadar yakınlığını,
Kırık bir bardağın suyunu paylaşacak kadar sesini getir.
Gel ki ömrümün kırık dökük tahtalarından
Sana kurşun geçirmez bir eşik kurayım.
Gel ki yıllardır içimde bekleyen o yetim çocuk,
Başını dizlerine koyup en derin uykusuna dalsın.
Gel ki adını anarken kanayan hafızam,
İlk kez sızlamadan iyileşsin.
Şimdi sonbahar…
Kızıl bir isyan gibi çökmüş omuzlarıma.
Dallarımda ne ses kaldı
Ne de gölgesinde dinlenecek bir yaprak.
Yine de rüzgâra dönük yüzüm
Çünkü rüzgâr, hâlâ senin kokunu taşıyan tek tanık…
Eğer bir gün yolun düşerse içime,
Çalma kapımı…
Bu yürek, gelişini çoktan kendi külüyle mühürledi.
Gir usulca,
Bir ömürlük suskunluğumun
Otur en kuytu, en derin yerine.
Sana diyeceklerimi çoktan gözlerime gömdüm.
Şimdi bir tek şey kaldı geriye
Seninle başlayamayan ömrümün,
Sensiz kapanmayacak olan o yarım hikâyesi…
16.03.2008