Biz Unutmadık
Eski bir şehir kehaneti
Gözlerimi uykudan çağıran
Cin tasında büyülenmiş dolandırılmış gasp edilmiş
Hayal çöplüğü
Kirliyiz hüzün kurnasında
Belimizde kurşuni peştamal
Islanmak derdimiz
Vazgeçip hep vazgeçip
Ve
Nisana soyunup anadan üryan
Zemheriye çözünmek
Üşüyüp titreyip tünerken başucumuza
Islak masallar sürüp yastığımıza
Çamur kokulu
Böğrümüzü açmak düş cinayetlerine
Yakmak belki şehri meczuptan da beter
Gözlerimizi közleştirip
Kül olmak eski bir Rum evinde
Avuçlarımızda derin yanıklar, dilimizde aşk ha aşk
Budur
Kandili rüzgâra salıp
Açık pervazlardan düşürmek yastığımıza cılız alevi
Ve büyütmek yangınları
Şehir yanarken yakarak illetin kara mizahını, kömürleşmek
Kül bırakmak
Külüm üstüne
Külün üstüne sürüp nabzımızın ateşini
Sönmek
Bırakmadan son nefesi
Nefsi söndürüp
Unutmak unutulmuşluğu
Ve başlamak yeniden
Küllerinden birikip
Külden kaleler yapmak asırlık kumsallarda
Çakıl taşlarını ayıklayıp,savurup derin maviliğe
Çocuk şarkıları söylemek yine yeniden
Avuçlarımızı küçültüp
Alkışlamak doğumu kuzu doğumu gibi adsız bir merada
Hardal renkli zıbınlara sarılıp
Gelincik şerbetleri içerken şehir
Olmak bir yemeniye sarılıp
Yeniden
Üç şerefeli minareler
Üflerken ezanları kulağımıza
Adımıza alışmak
Kuşağımıza sarıp cesareti
Kurşunlamak boş mermilerle
Şehrin çakal inlerini
Şarkılar söylerken çocukluğumuz
Küçültüp avuçlarını
İnadına eylemlerle yazışmak duvarlarda
Devrim mektupları gibi
Biz unutmadık
Mazgallarda sökülürken tırnakları hayatın
Küf kokan demirlerini
Çiçek tozları taşırken kelebekler
Eski bir şehir kehanetini anlatırdık
Elif diye başlardı...
?'büyülenmiş kandırılmış gasp edilmiş
Hayal çöküntüleriydik zelzeleler gibi''
Yeniden doğup doğup vurulduk, aşkı inkar edip yine soyunduk. Ne postallar ne kasaturalar ne joplar, yıkılıp yıkılıp dikildik omurgası sökük toprağın bağrına. Birgün selasız gittik, bir gün kuru bir ağacın kavuğunda, ama hala ölmedik...
dedirtti şair
K.İ.