Bozkırın Yılkıları
Limonküfü bir düş uzanır dağ eteklerine,
Zamanın unuttuğu tenha coğrafyada.
Toynak sesleri yarar toprağın kabuğunu,
Yalnızlığın yabanıl ezgisiyle.
Özgürlük şahlanır dörtnala.
Rüzgâr, yelelerinde vahşi bir nehirdir.
Gökyüzü genişler göz bebeklerinde.
Ufuk, her adımda biraz daha diz çöker.
Ne dizgin tanırlar ne bir eyer,
Ne ahır kapısı ne de insan eli,
Göğüslerinde fırtınanın kalbi yankılanır
Ve damarlarında, evcilleşmemiş çağların kanı akar.
Aygırın kişnemesindedir hayatın türküsü,
Güneş, doru kısrağın sırtında altın bir mühür,
Gece, yağız atın alnında gümüşten bir ay…
Yıldızlar, tayların kara yelelerine takılır,
Uzak zamanlardan kalma nal izleri…
İnsanlar terk etmiş onları,
Bozkır, yaralı ruhlarına bağrını açmış.
Kaderin paslı zincirleri çoktan parçalanmış.
Kış ayazı bir bıçak gibi saplanırken canlarına,
Bir parça kar suyuyla keserler susuzluklarını.
Ayaz, kemiklerinde eski bir ağıt çalar,
Kar, yeryüzünün beyaz kefeni olur.
Onlar, ölümün soğuk soluğuna
Sıcak nefesleriyle direnirler.
İnsanlar yüzyıllardır özgürlüğü araya dursun
Yılkılar çoktan özgürlüğe kavuşmuştur.
Onlar koşarken gök genişler,
Çimenler yeniden yeşerir.
Gün kızıl ufukta bir yara gibi kanar,
Bozkır susar…
Yılkılar koşar,
Özgürlük koşar.
Sonsuzluk onların izinden koşar.
Seğmenoğlu (Dr. Osman Akçay)