Burgaç
BURGAÇ
Gözlerimin deltası,
yılgın martılar durağı...
Ten değmemiş düşler filizlenir toy kalbimde;
rüzgâr ıslığına karışır
dilimin sol notası.
Boğar flu geceyi
sarhoş gece lambaları.
İn cin top oynar Heves Sokağı'nda;
yanıp söner kösnül avuntular,
dolmaz gönlümdeki boşluklar.
Her biri, buharlaşan damlalar gibi,
uçup gider göğün yedinci katına.
Acıya alışan ağlayamaz,
yokluğa alışan isteyemez.
Aklımın imbiklerinden
sabır damıtır yüreğim.
Vebal istemeyen bir çan çalar
sükûnet evimde.
Hasret artığı duygularımı
görkemle yok eder sisli bir perde
gökyüzüyle denizin seviştiği yerde.
Kalbime savaş açmış aklım.
Binlerce kıta yazsam,
her bir serzeniş,
her bir umut yankısı
çarpıp döner geri;
taşlar arasına sıkışmış
eski bir anı gibi...
Sonra,
vedalar doğururum bir avazda.
Ne zaman gönlümü okşasa
deli bir rüzgâr,
onulmaz hayallerim,
donmuş kırgınlıklarım
kırık deniz kabukları gibi
eşelenir kumlar arasına.
İç sesim sobeler hemen:
nurtopu gibi bir hüzün daha...
Perde kapanır sonra.
Denizin lacivertine bakarım.
Her dalga eski hüzünler taşır kıyıya,
her köpük yitik bir gülüşü
yansıtır bana.
Yüreğimin mavi sularına dökerim
eteğimdeki tezatlıkları.
Yengeç cesetleri vurur kıyılarıma.
Deniz martıya küsmez;
martı teselli olur
suyun dansıyla.
Yitik sevinçlere rastlarım
ışığın kırıldığı yerde.
Gece ile gündüz,
karanlık ve umut gibi,
fısıldar dalgalarıma.
Ve ben,
bakışındaki deltayı saklayan,
denize hasret bir martı gibi,
rüzgâra göre yön alırım
sonsuz mavilikte.