Cemal Süreya / Tomris'in Gönlünün Süruru (Gönül Sevinci)
Mevsimsiz bir yakınlıktı bu,
adı konulmamış bir ülkeydi gizli aşkları.
Gökyüzü bağışlanmıştı kanadı kırık kuşlara
gecikmişti siren sesleri tren garlarında
çiçek desenli etekleri bahara yakışırdı Tomris'in
sevda tebessümleri dökülürdü falında bir çingeneden
tam karşısında bağdaş kurardı güneş
soluklanırdı kirpikleri umudun kıyısında
darağacına kafa tutardı tüm harleriyle
ve rakı masası hep favoriydi hayat yanına...
İçi içiyle dertleşirdi Cemal Süreya'nın,
''kimin bu anlamsızlık
kimin bu üşüyen bakışlar
durun, henüz bitmedi susuşlarım'' der gibiydi şiirleri.
çünkü bu sızıların aşinasıydı
toprağa denk düşerdi yüzü
şehrin cenazesini kaldıran yalnızlıkları vardı
ahbabıydı tüm sokak çocuklarının
'kaç ülke eder sana susuşarım, söyle..?' dedi Tomris'e
kaç sulh ederdi sesinin tınısına kanışlarım...
Bounundan asılmamış papatyalar düşlüyordu Tomris,
avucunda sıksa ölecek, açsa kaçacaktı aşk.
Göz kırpardı vicdanına, sevdasına, acısına
feleğin yüzüne yüzüne gülümserdi de
Cemal Süreya'nın coğrafyasına anadolu gibi bakardı
bilmediği bir dilin ucundaydı varlığı
yüzünde büyüttü çocukluğun ülkesini
oysa kaç balkon eskitti bekleyişlerinde
kaç dergi göz kapaklarında uyudu
aynalarda kaldı gençliği ve güzelliği
ve kıyısından kenarından hırpalanmış,
hoyratça dere kenarına yapılmış bir evdi kalbi
ki Tomris
bu mahallenin en dar sokağından biriydi...
Şiirler toplardı bazı akşamüstlerinden Cemal Süreyya,
yüzüne yüzüne kapanırdı birkaç hüzünden sigara dumanı.
Alfabesi ruhunu gezdirirdi diyar diyar
perdelerinin tümü çekilmiş bir ev dinginliğiydi
bir uzatsaydı ellerini birlikte üşüyecekti Tomris'le
cebinde taşıdığı mektupların sabrındaydı
vaktiydi üvercinka şiiriyle içini dökmenin
hece hece dökülürken aşkın uçurumundan
yamalı yalnızlığı açılan tüm kapıların ardıydı
gözlerinin yol ortasında dururdu duyguları
avuçlarından kanatlanırdı yaralı bir kelebek
biraz şair olurdu, çokça aşık...
Çekilmezdi fotoğrafları
Tomris'in bakışlarını kaçırışlarının,
sarıldıkça ele verirdi gönlünün kuraklığını.
Düşe kalka büyüttükçe Cemal Süreya'ya inanmışlığını
yakasına asardı karanfil niyetine çığlıklarını
hep yenik düşerdi gün ortası haberlerine uykusu
hep yorulurdu yüzünde sözcükler
yüreğinin tam ortasında durakken gidişler
hep kumdan kaleydi yarım kalan tebessümleri
sahi kim çizebilirdi ki
ayrılığı Tomris'ten başka susarak gece yarılarına...
O ki Cemal Süreya,
yanına almayı unuturdu anlaşılma seanslarını.
Munzur bir aymazlık öperdi sabahlarını
soğukluğu hep sıfırın altında
görmezler mum ışığında hüzünlendiğini
'senden geçilir de sızından asla' yazmıştı yine bir efkârında
yırttığı tüm kırgın şiirler adına
söz vermişti başucu kitapları gibi duran acılarına
soluğunda Tomris'in dokunuşlarını öper gibi
boğazına düğümlenirdi vuslat notaları
yükünü almış cümleleri asıp suretine
göçmen kuşlarını uğurlardı göğünden...
Kendini aşka heceledi Tomris
Cemal Süreya'nın sevdası,
Turgut Uyar'ın karısı,
Edip Cansever'in yarasıydı.
O ikinci yeninin yengesi
şairlerin en fırtınalı aşk savaşıydı.
Saygıyla...




En sevdiğim şairdir Cemal Süreya, şiirlerindeki o az şekerli çay tadı, üzerinde güvernici eksik olmayan şehir havası ve hüznü bile şiirlerinde kırgın bir edayla, karanlığa bulaştırmadan yazması.. keyifliydi okuması
Güzel bir anlatı,anılarına saygıyla
Selamlar Mustafa
Cemal Süreyya'yı iyi incelemiş şair.Biyografik güzel bir şiir olmuş.Çokça emek ve düşünce harcanmış.Kutlarım Temel Hoca'm.Sevgi ve selam ile.
Bir yerde denk gelip okumuştum ben de bu hikayeyi. Şiirinizi keyifle okudum. Nicelerine