Daha Yaşı On Sekiz
Bir melek yükseldi Ürgüp semalarına;
Alican yakışıklı ve daha yaşı on sekiz.
Şimdi nail oldu sevenlerinin dualarına;
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.
Ramazan’a yakın, günlerden ise Cuma;
Gidişinin vesilesidir ıslak yollar ona.
Yüzüne yağan yağmur rahmettir sana;
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.
Gökte yağan yağmur şelale idi sanki,
O gün ecel beni teğet geçti inan ki!
Düşündüm; vaktimiz o kadar dar ki...
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.
Bak, baba ocağına kor ateş düştü;
Yürekler tutuştu, kavruldu ve pişti.
Fatihalar, İhlaslar Arş-ı Âlâ’yı aştı;
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.
Ah Alican! Sen güldün, bizleri ağlattın;
Anneni, babanı, sevenlerini dağıttın.
Duyduk; Kelime-i Şehadet edip gittin...
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.
Zormuş evlatlar ile dünyada imtihan;
Tırnağına taş değse, otur derdine yan!
Zaten hayat dediğin iki kapılı bir han;
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.
Binler kıldı ardından, bak son namazını;
Mevla ezelde yazmış bugünkü yazını.
İnsanlar sevdi seni görmese de yüzünü;
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.
Toprağını atmaya binlercesi katıldı,
Boğaz düğümlendi, sözler yutuldu.
Ciğerdeki yangın gözlerden atıldı;
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.
Mezarının toprağını yağmur suladı,
Şüphesiz ruhunu rahmete buladı.
Alican, herkes seni dillerine doladı;
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.
Sırtımızı dönüp, gidip terk ettik seni;
Görmedi gözler matemin böylesini.
Yürekte hüzün ve gözler duygu seli;
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.
Ölümdür sonsuza açılan son kapımız;
Dünyada kiracıyız, cennette tapumuz.
Cennetten geldik, bunda hemfikiriz;
Gençliğinin başı, daha yaşı on sekiz.