Dönüşüm
Sonsuzlukta eriyen şualardan akan kök kırmızısında
yıkandığını gördüm aşkın,
sere serpe uzanmış
keyifle, kana kana kırmızının tutkusunu içiyordu
tiz sesiyle dillendirirken tatlı nağmelerini...
usul usul sokulan gri bulutları fark ettiğinde,
henüz bitirmişti tutkunun tıkabasa doldurduğu kadehini...
keyifi terk eden sarhoş bedeninin titremeleri karıştı
gittikçe kararan bulutları aydınlatan şimşeklerin
kulakları sağır eden iniltilerine.
Bir an da buluverdi kendini
bahara dönen yüzünde yenilenmekle meşgul
umursamaz yeşilin koyu kuytularına saklanırken.
Korkudan sararan bedenini şaşkınlıkla izlerken
gözleri takılıverdi geleceğin aynasına;
dayanılmaz acılarla gerilip çatlayan teni değilmiydi o...
kahve telvelerinde olgunlaşıp toprağa dökülen...
bir damla göz yaşı düştü yorgun ve susuz bedene
bir tane daha ve bir tane...
yine bir yeşil, küçük ve cılız
göğe yükselmeye başladı
aşkla güneşin şualarına
taki erişinceye kadar kök kırmızılara...