Eksilme
Kent susar, içimiz eksilir. Bu şiir, kırık bir kentin balkonlarından bakarken yazıldı. Saat kulesinde susan güvercinler vardı. Ve söylenemeyen bir son cümle. Bu şiir, o eksilmenin sesidir.
Kentin gürültüsünü
bir kibrit çöpü gibi kırıp
mor ve lekesiz bıraktım
bu akşamüstünü
seni
bir şapkanın gölgesinden
düşürüyorum boşluğa,
kuyunun içinde üç vagon,
dördüncüde fesleğen telaşı
biliyorum,
sesin paslı bir bozuk para gibi
düşecek avuçlarımdan.
duvarda unuttuğumuz o leke
omzundaki kuşu sayıklayacak yalnızca
biz kırık bir kentin
balkonlarına sığınmışız,
saat kulesinde
ötüşen dilsiz güvercinler
ve parmak uçlarında
eskiyen tren saatleri.
susmak,
bir saatin içinde kendini eksiltmekmiş
bunu en çok sen gidince anladım
Şimdi,
ceketini asan yalnızlıklar geçiyor içimizden,
köprüler biraz daha kimsesiz
bir yabancı kapıyı aralıyor,
odadan
yere düşmüş bir gökyüzü çıkıyor
sen suskunluğunu giyiniyorsun
aynalar yüzünü hatırlamıyor artık
ceplerimizde birkaç sönük sokak feneri,
bir de birbirimize söyleyemediğimiz
o son cümle
gece ilerliyor.
sen hâlâ oradasın
gözlerinin içinde
kapanmamış bir kapı gibi
ben ise
o kapının eşiğinde
kendimden eksiliyorum.