Erenlerin Feryadı / Kanlı Tahta
Hoca Ahmet Yesevi, Horasan’dan seslenir,
"Hikmet ile süzülen mayamıza ne oldu?"
Aslına dönmek varken, kin ve nefret beslenir,
Ulu çınar kurudu, dallarına kan doldu.
Anadolunun sırrıdır Şeyh Hamidüddin Veli,
Somuncu Baba yaktı, fırınında o kibri.
Bugün kibirle dolu, sofraların her hali,
Haram lokma kararttı, o mukaddes saf fikri.
Ahi Evran tezgâhta, meslek ahlakı kurdu,
Helal lokma diyerek, kardeşlikti şiarı.
Bugün dürüstlük bitti, hile sardı bu yurdu,
Menfaat pazarıdır, çöktü esnaf duvarı.
Bacı Erenler hani? O yiğit Türk kadını,
Ailenin direği, yurdun sağlam temeli.
Modernlik yalanıyla, kirlettiler adını,
Örf ve adet yok oldu, koptu o şefkat eli.
Özgürlük maskesiyle, sunuldu tüm günahlar,
Arsızlığa çağdaşlık, edebe yobaz dendi.
Dağılırken yuvalar, göğe yükseldi ahlar,
Özleşmek gayesiyken, yozlaşma zehri yendi.
Akşemseddin öğretti, Fatih’e fetih sırrın,
Önce kendi nefsini, yenmeli insanoğlu.
Biz kaleyi içinden, fethettirdik bu asrın,
Karanlığa esiriz, kaybettik doğru yolu.
İmam Maturidi'nin, aklı inancı nerde?
Düşünmeyi bıraktık, hurafeye inandık.
Cehalet kara bulut, çöktü gözlere perde,
Kendi öz değerimiz, yanarken biz de yandık.
Ebussuud Efendi, adaletin mizanı,
Kanunlar nizamında, mazlumun ahı kalmaz.
Şimdi kimse takmıyor, vicdan ile cüzdanı,
Haklılar ezilirken, zalimler hiç utanmaz.
Molla Gürani ağlar, Molla Fenari yaslı,
Mektepler irfan değil, kan ve revan yuvası.
Öğrenci ölümleri, bu asrın kara faslı,
Öğretmen katledilir, diner mi hiç davası?
Nasıl kıyılır söyle, o masum yavrulara?
Çocuk katilleriyle, kirlendi aziz toprak!
Ana baba feryadı, sığmıyor asırlara,
Cennet kokan sabiler, düşüyor yaprak yaprak.
Hakikati haykıran, Nesimi'yi yüzdüler,
O bile dayanamaz, bugünün cinnetine.
Fuzuli'nin o aşka, sahte mezar kazdılar,
Dünyayı kurban ettik, şehvetin illetine.
Nef'i çıksa kabrinden, yazsa binlerce hiciv,
Bugünün riyakârı, sığmaz hiçbir masala.
Menfaat sofrasında, ruhlar kapkara bir dev,
İnsanlık biletini, kestik dönüşsüz yola.
Hoca Dehhani söyler, güzelliğin destanın,
Estetik ve zarafet, silindi hafızadan.
Görgü, saygı, merhamet; kalmadı bir nişanın,
Türk'ün asil töresi, sürgün yedi dünyadan.
Aşık erenler aldı, duvara astı sazı,
Gönül tellerimizden, dökülen kanlı yaştır.
Ne Yunus'un nefesi, ne aşığın niyazı,
Karanlık yüreklere, söz anlatmak savaştır.
Türklüğün kök damarı, o mukaddes aile,
Sahte bir modernliğin, o derin çukuruydu.
Ahlaksızlık seline, kapıldık bile bile,
Nesiller yetim kaldı, fırtınalar savurdu.
Ey Anadolu yurdu, uyan gaflet uykundan!
Erenlerin o nuru, kalbine dolsun yetsin.
Yozlaşmayı söküp at, kopma asil soyundan,
Özleşme davasında, bu fetret devri bitsin!
Mekteplerde kara tahta, tebeşirler kan ağlar,
Okul denen o ilim gâh, şimdi ölüm heceler.
Her harfi bir sonraki harfine tutunur, kucaklar,
Günlerimiz zifir oldu, aydınlanmaz geceler.
Geleceğin fidanları, karanlığa gömüldü,
Çocukluğun saflığına, kurşun sıktı bu çağlar.
Oyun oynayacak yaşta, bedenleri söküldü,
Şehit düşmüş yavrulara, sessizleşti o dağlar.
Bacı Erenler seslenir: Ey anası bu yurdun!
Yesevi'den babalara, ağır bir sitem düşer.
Evladını sakın kolla, pençesinden bu kurdun,
Haram giren hanelerde, dertler ocakta pişer.
Somuncu Baba fırından, torunlara ses eder:
Özgürlük bir kılıf olmuş, haya, edep kalmamış.
Oğlum, kızım bu yozlaşma, canı bedenden eder,
Dünya denen yalan handa, kimse murat almamış.
Fuzuli gencecik ömre, der ki aşkı kirlettin,
Nesimi der: Ey genç oğul, hakikati soydular.
Ekranda sahte dünyayla, gençliğini mahvettin,
Sen uyurken geleceği, karanlığa koydular.
Akşemseddin piri söyler: Ey yaşlılar, bilgeler,
Göz yumdunuz çürümeye, çağdaşlıktır diyerek.
Neden sustu dilinizde, o dökülen nağmeler,
Bize miras kalmalıydı, hak yolunda o yürek.
Molla Gürani mektepten, öğretmene seslenir:
Korkma anlat hakikati, cehalete eğilme!
İlim irfan yuvasında, kara cehl mi beslenir?
Fidanlar sana emanet, zalimlere ezilme!
Hacı Bektaş Veli söyler: Şifa sunan ey doktor,
Hastalık bedende değil, ruhlarımız kanıyor.
Merhametin merhem olsun, bundan yüce derman zor,
Şiddet giren hastanede, masum canlar yanıyor.
Alperenler polisime, askerime seslenir:
Zalimin karşısına dik, mazlumlara kalkan ol!
Sokaklarda çeteler var, kötülükler beslenir,
Güvenliğin teminatı, adaletle dolan yol.
Ebussuud Efendi'den, hakime savcıya söz:
Rüşvet, adam kayırmayla, çürütmeyin yasayı!
Adaleti satma sakın, körleşmesin gören göz,
Kanunsuzluk ateşinde, yakmayın bu arsayı!
Maturidi aklı ile, herkese bir son çağrı:
Sorumluluk hepimizde, boynumuzda bu vebal.
Aklı hür irade ile, dindirelim bu ağrı,
Yeniden dirilsin ahlak, kalmasın böyle melal.
Özleşmekten kaçan millet, yozlaşmanın kurbanı,
Ego, kibir, hırs uğruna, aileler dağıldı.
"Ben" diyerek yıktık geçtik, o muazzam ormanı,
Vicdanların sarayına, sahte putlar yığıldı.
Aşık Veysel görebilse, toprak bile ağlardı,
Pir Sultan'ın hıncı ile, o dağları delerdik.
Edep, haya pınarları, gürül gürül çağlardı,
Bize sunulan bu zehri, elimizle elerdik.
Türk'ün özü, erenlerle bütündür,
Ahlakımız bittiğinde, her günümüz sürgündür.
Titre, silkin, aslına dön, ey bu vatan evladı!
Ozlaşmayı bilmediğimiz gün yozlaştığımız o gündür!

