Geç Geldin Gülüm
Geç kaldın gülüm, geç kaldın.
Biz kışa sakladık baharı,
Köz üşüdü yandığı yerde.
Ne kalan bildi kıymetini,
Ne giden geri dönebildi.
İki kelimelik bir vedanın ardında
Bütün bir hayat eriyip gitti.
Yolun sonuna varmadan daha,
Yolun kendisi yordu bizi.
Gülmenin suç sayıldığı izbe sokaklardan geçtik,
Kahkahamızı içimize gömdük,
Gözyaşımızı yastıklara gizledik.
En çok güleceğimiz yaştayken sustuk,
En çok ağlayacağımız yerde
Hırsımızdan dişimizi sıktık.
İnsan olmayı erteledik biz gülüm
Bende yaşanacak üç beş yaz kalmış zaten,
Üç beş kış belki de...
Ömrüm, artık akşamı yaklaşmış yorgun bir pencere.
Ama sen geldin ya gülüm,
O karanlık odaya bir ömürlük bahar bıraktın.
Eksik yerime geldin, en yaralı yerime...
Tam kalbimin yorulup durmaya yüz tuttuğu,
Aydınlık bir kapı gibi açıldın önümde.
Ben çaresizce "artık bitti" derken,
Sen elimden tutup "yeni başlıyor" dedin.
Geç yarım kalmış bir hikâyeyim
Hikâyeme sonradan eklenen sen
En çok yakışan dize.
Sahipsiz, eksik kalmış bir şarkıyım
Sen gecikmiş ama tam vaktinde gelen
O muazzam nakarat.
Bize bu hayatta öğretilmeyen ne varsa,
Hepsini seninle sil baştan öğrenmek isterim.
Korkmadan, birlikte gülmeyi,
Gözlerinin içine bakıp saklamadan ağlamayı,
Hiç utanmadan, çocukça sevmeyi...
Geç kaldın diye kızamam sana...
Uçurumun kenarından
Düşerken karşılaştım bu mucizeyle.
Sen kapımı değil, doğrudan içimi çaldın gülüm.
Az kalmış ömrüme bereketsiz bir çokluk,
Sessizliğime en derin söz,
Zifiri karanlığımın ilk sabahı,
Yorgunluğumun taşlarına oturup,
İçimde öldü sandığım baharları uyandırdın.
En çok eksildiğim,
En çok canımın yandığı yerden girdin hayatıma.
Kimsenin fark etmediği o derin çatlakları
Bir tek sen kapattın.
Kimsenin dokunmaya cesaret edemediği
Kanayan yaralarıma dokundun.
Öylesine bir yarına değil,
Yarının gerçekten beni heyecanla beklediğine.
Sen geldin ya gülüm,
Şimdi hiç korkmuyorum artık akşamın çökmesinden...