Geçmişten Geleceğe
Ne birlikte güneşin batışını izleyelim,
Ne de o süslü kelimelerin esiri olalım.
Kum gibi hayatlarımızı denize döküp,
Sefil bir çamur olduğumuzda,
Sen bana yol göster,
Bende sana...
Artık ne o eski defterlerin bir hükmü,
Ne de bu kırgın yüreğin ağrısı kalsın.
Batıl ile Hak arasında gittiğimiz yol gibi,
Bu köhne dünyaya çaktığımız,
Sayısız çivinin bir anlamı olmalı...
Bu yanlış yokuşa yatırdığımız merdivenin,
Hangi basamağından alırsam seni,
Orada ihtiyarla benimle.
Ne bir adım yukarı,
Ne bir adım aşağıda,
Cihanın sinir sistemini bozarcasına,
Elimizin tersiyle çarpmalıyız duvarlara
Bu köhne dünyayı,
Dönen yalanları...
Ben ki,
Susmuşum bütün çığlıklara,
Yüküm deyip sırtıma almışım bu şehri,
Kalbimde ki sokakları karanlığa vurup,
Bütün aydınlıkları zifir ile örtmüşüm de,
Yüreğime düşen bir kaşık suda,
Sessizce boğulmuş yaşama sevincim.
Bir avuç kalbime dâr-ı dünya az gelmiş,
Ama ben bu âleme sığmamışım...
Yürümüşüm geldiğim yoldan geriye,
Yorgun ayaklarım çamur içinde,
Hata ile,
Yanlış ile,
Yanlışı sevmek ile
Boşa yanmış yüreğim.
Yanmak ki bir doğruyu,
Bir yalana satmak,
Yanmak, bir yalana inanmak...
Ama ben içinde samimiyet olan,
Eşsiz bir yalana da kanarım.
Gitmek varken kalana da...
Ey karıncalaşmış beyinlerle,
Beni anlamaya gayret eden kör nesli,
Görmekle bakmanın arasındasın.
Bense âmâyım,
Ben divaneyim.
Aşk içinde kalmış biçareyim...
Şimdi kül ettiğim yüreğimin yanındayım,
Bu ateş çemberinde tutsak,
Zindanların ortasındayım...
Ya bu yangını söndürecek dağlarda kar,
Ya da benle kül olacak bir canan da var...
05.28
06 Şubat 2013
Çarşamba