Göğsünde Uyuttuğun Düşsel Vahşet
I.
avuçlarına kazınmış
tarihsel kısırlığının yol haritası
birileri de ardından maşrapa ile ağıt döküyor
sanki ay gibi yüzün
hangi yöne dönmesen
orada karanlıklar uzuyor
servi boylarına nispet
kim bilir belki yeniden seversin
...kısmet
II..
kadim bir sensizliğin
ihtiraslı kavuşmaları aklıyor bedenimi
dört duvar kanayan yaraya hesap soruyor
mahremine boyanmış rengine yüz sürüp
arsızca seviyor düşlerini
dualarla tütsülenen gelinlerin oynaşında yaşlanıyorum
yokluğuna merhem diye sürüyorum bazalttan kalan ateşini
eskilerden kalanları yok et
kim bilir belki bende başka yanarsın
...hisset
III...
doğduğun topraklarda yarına adın kalıyor
başlarında mor salkımlardan yazmalar
ölümsüzlük fermanını imzalayan yosmalar
dilden dile yayılıyor meryemden kalma günahkarlığın
dinden dine yayılıyor mukaddes doğurganlığın
göğsünde uyuttuğun düşsel vahşeti hapset
kim bilir belki katlime düşecek alın yazın
...sabret
IV....
aşkın gölgesine çekmişsin tabureni
çok söylenmiş ıstırapların meşk ediyor
seviyor mu sevmiyor mu papatyalarının sabırsızlığında
cesaretin dolanmış sana geldiğim yolların asmalarına
herkes kendi camından bakıyor cananına
benimse suretim sana
kanat ben
kanadım ben
kabuğu geçmişten kalan yarayım ben
yokluğum aşk dedirtecek farzet
kim bilir belki gözlerim de boğulacaksın aşkımla
...intihar et
alicengizoyunu
(bir bilinmeze doğru akıp giden nehrin kolları gibiyiz şuan...
ses vermiyorsun, sebeplenmiyorsun, söyle bana sahi ne istiyorsun?)